31 Temmuz 2010 Cumartesi

İtalyan gençliğinin olmazsa olmazı - invicta sırt çantası ve dev güneş gözlükleri

invicta sırt çantası

Sakın reklam yapıyorum sanmayın. Bu yazdığım gayet gereksiz bir detay olabilir ama madem İtalya'ya alışıyoruz, bunu da bilmek lazım. Otobüs, tren vs. toplu taşımalarda her İtalyan gencinin sırtında aynı tip çanta görürsünüz. 35 tane caart renkten oluşan, tipsiz bir sırt çantası. Sordum soruşturdum, markası invicta imiş. Sanırım burada bir İtalyan çocuğu okula başlayınca koşa koşa bu çantadan alınıyor. Okula başlamasına gerek de yok, havuzda gördüğüm minicik tiplerin sırtında da bu çantanın minicik versiyonu var. İddia ediyorum, dünyada nereye giderseniz gidin bu sırt çantası olan çocuk ya İtalyandır yada İtalyan asıllıdır :) Ben bir defasında Kadıköy-Beşiktaş vapurunda bir çocukta gördüm ve bilin bakalım hangi dilde konuşuyordu??? 
Bir de insana 145 ekran televizyon ekranını anımsatacak büyüklükte güneş gözlüklerini seviyorlar. Genellikle Gucci markası tercih sebebi, ancak gözlük sapında eşşek kadar G amblemi olması lazım. Marka olarak Dolce Gabbana da olur ama kural aynı, DG amblemi şart! Yani İtalyan genci gibi görünmek istiyorsanız bu iki aksesuar mutlaka olmalı. Başka bir yazıda İtalyan 60 yaş üstü erkeklerinin turuncu kadife pantolonlarını yazacağım, asıl komik olan o :)

27 Temmuz 2010 Salı

Università per stranieri di Perugia - Perugia Yabancılar Üniversitesi

Mayıs 2006 - Perugia Yabancılar Üniversitesi
İtalyancada "yabancı" kelimesinin karşılığı "straniero/a", bu nedenle italyanlar ingilizce konuşurlarken yabancı diyecekleri zaman "foreigner" diyeceklerine  "stranger" diyorlar. 
Sanırım 2005 yılının yaz sonu falandı, bana yine gelmişlerdi. Başıma ne geliyorsa zaten şu uzaklara gideyim hayallerimden geliyor. Popomun üstünde oturursam bir şeyler eksikmiş hissi var ya, ahh ah! Her şey bu hisle başladı. Ne iş hayatında ne de özel hayatımda mutlu değildim. Düşündüm, istifa edip bir dil okuluna yazılayım, biraz uzaklaşmış olurum. Galiba Mehmet (Denli) ile messengerda yazışırken bu düşüncemden bahsettim ve o da hemen Perugia'da dil eğitimi almış bir arkadaşını konuşmaya dahil etti. Uzatmayayım Ocak 2006'da, yılbaşından hemen sonra Perugia'ya gittim. Her milletten öğrenci vardı ama ağırlık çinli, koreli,japon ve afrikalı öğrencilerdi. Türk öğrenci olarak sadece bir kişiyle tanıştım. 
Eğer amacınız benim gibi hem gezeyim hem öğreneyim ise kesinlikle buraya gidin. Birincisi çok çok ucuz! Milano'daki, Floransa'daki veya Roma'daki kursların çoğu para tuzağı, gerçekten başarı olanlar da çok pahalı. Burada gerçekten de eğitim alıyorsunuz. Her gün en az 5 saat ders var. Enteresan bir sistemle 3 ay içinde çat pat olsa da konuşmaya başlıyorsunuz. 2006 Temmuz ayında İstanbul'a döndükten sonra 4 yıl neredeyse hiç italyanca konuşmama rağmen Biella'ya gelince çoğu öğrendiğim bilgiyi hatırladım kiii benim yabancı dil becerim çok kötüdür. 
Yer olarak Perugia tam İtalya'nın kalbinde, ulaşım her yere hem trenle hem de otobüsle çok rahat. Ben her hafta sonu ya Roma'ya ya Floransa'ya giderdim. Yemekler hem çok ucuz hem de çok lezzetli. Sosyal aktivite zaten dolu çünkü Yabancılar Üniversitesi'nin yanında İtalya'nın en büyük üniversitelerinden Perugia Üniversitesi var. Kısaca nüfus çok çok genç! Okulun beraber çalıştığı bir turizm acentası var, 100€ ödeyip hafta sonu gezilerine katılabilirsiniz. Kuzey İtalya'yı bu şekilde gezdim. Ben evimi ilk 3 ay iki rusla, son 3 ayı iki koreliyle paylaştım. Açıkçası hiç biriyle pek anlaşamadım ama uysal bir tip olduğumdan sorun da çıkarmadım. Bütün şehir öğrencilerin emrinde olduğundan yaşam çok kolay ve eğlenceli. Ancak çok da dikkatli olmak lazım. Maalesef uyuşturucu çok yaygın. 2008 yılında çok tatsız bir olay yaşandı ve Amerikalı bir öğrenci italyan erkek arkadaşı ile birlikte ingiliz bir öğrenciyi öldürdü. 25 yıl hapis yatacak. Arkadaş seçerken çok dikkatli olun! Irkçı olmak istemem ama zencilerden olabildiği kadar uzak durun. Onlar öğrenci vizesi ile İtalya'ya girip kaçak işler yapma peşindeler. Genelleme yapmak istemem ama 99% durum böyle. Sizden borç isterlerse sakın vermeyin, geri gelmez. Zaten oradaki zenci nüfusunun çoğalmasından dolayı Perugia halkı yabancıları pek sevmiyorlar ancak parayı da Yabancılar Üniversitesinde okumaya gelen yabancılardan kazanıyorlar. Bir de Katolik Kilisesi'nin yardımıyla Perugia'ya gelen zenciler var. Ay onlardan 3 defa uzak durun. Sürekli dinden bahsediyorlar, inançlı adamı ateist yaparlar, oof yani!
Sara ve ben 
Perugia'nın bana kazandırdığı en güzel şey Sara! 
Artık italyan bir kız kardeşim de var. Sara şu anda Milano'da yaşıyor ve fırsat buldukça görüşüyoruz. Fotoğrafta 2006 Dünya kupasında İtalya'nın şampiyonluğunu kutlarken :)


Üniversitenin web adresi http://www.unistrapg.it 

23 Temmuz 2010 Cuma

Mamma li Turchi - Kaçın anam Türkler geldi

Siamo tutti anziani - Hepimiz yaşlıyız, hepimiz dinazoruz !!!

Nisan 2006 - Bellagio Como Gölü
Eveeet, hazırlık olmanız gereken başka bir unsur. Büyük şehirlerde çok hissedilmese de küçük şehirlerde bir garip oluyorsunuz. Aslında İtalya'nın çok büyük bir problemi, yaşlılık. Ancak yaşlı diyince aklınıza 70-75 yaşındakiler gelmesin çünkü bizdeki 50.yaş burada 75. yaşa denk düşüyor. Çok ciddiyim. Yaş 75 yolun yarısı yani :) Nüfus çok yaşlı, 90-95 yaşlarında ölüyorlar ve genç italyan kadınları doğurmadıklarından nüfus giderek yaşlanıyor. Tabii italyanlar çoğalmayınca başka memleketin insanları buraya gelip çoğalıyor ve nüfus karışıyor. Sevgili başbakanımızın bangır bangır 3 çocuk yapın demesinin sebebi bu aslında, Türkiye'nin nüfusu şu anda genç ama o da ilerde yaşlanmaya başlayacak. İlk başlarda bana şirin geliyordu, aay dedeye bak, bisiklete binen nine ne şiriiin falan, hep böyleydim ama şimdi böğh geldi. Etrafta sadece yaşlı var ve kendimi kocaman bir huzur evinde yaşıyor gibi hissediyorum. Yaşadığım şehir Biella'daki çoğu sosyal aktivite de onlara göre ayarlı tabii. Mesela salı-perşembe yaşlılar için dans okulu var. 65 yaş üstü güvenli sürüş kursu, sonra şehrin göbeğinde bingo kulübü var. Parklar bahçeler hep yaşlı ninelerle dolu. Bir de bu ninelerde dedelerde kolestrol, şeker falan da yok, habire dondurma, pizza, salam, sucuk ... vs yiyiyorlar. Anam bizim yaşlılar 500 çeşit ilaç kullanırlar, yaşam boyu perhizdeler, yine de hep hastalar hep hastalar. İtalyanlar kanserden falan değil, bildiğiniz yaşlılıktan ölüyorlar. Outliners diye bir kitabın girişinde İtalya'nın Foggia kentinden Amerikaya göçen italyanlar konu edilmiş. Adamların kalp hastalığına yakalanma yüzdeleri çok düşükmüş. Uzatmayayım, orada diyor ki İtalyanların böyle uzun uzun sağlıklı yaşamalarının sırrı sosyal çevreleriymiş. Büyük aileler, 3 nesil bir arada yaşaması falan. Gerçekten burada aile inanılmaz önemli. Anneanne, anne, torun hep birlikteler. Hafta sonu mutlaka beraber yemek yeniyor, hep birlikteler kısacası. Benim gittiğim havuza nineler kucaklarında torunları ile geliyorlar, aslında gerçekten çok tatlı bir durum. Ben anneannemle tarlaya gidince çok mutlu oluyorum, onun da mutlu olduğunu biliyorum. Evet, bu gerçek mutluluk, insanın ömrünü uzatır amaaaa etrafta genç insanlar olması da ayrı enerji veriyor insana. Ben büyük şehirde yaşayıp arada bir vaktimi köyde kasabada geçirmek isterim. 75 yaşımdan sonra hep köyde yaşayabilirim ama bu yaşlarda kesinlikle büyük şehir diyorum!!! Mızmızlanan, bana katılmayan varsa lütfen köylere göç etsin ki şehirler şehri sevenlere kalsın :)

20 Temmuz 2010 Salı

Geri dönüşümün önemi - 5 tane çöp tenekem var


Aslında 6 tane olması lazım ancak benim yaşadığım binada yemek artıklarını atacağımız çöp tenekesi bulunmadığından onları da normal çöpe atıyorum. Evet, yanlış yazmadım, tam 6 çöp tenekesi gerekli. Plastik, metal, cam, kağıt, yemek artıkları ve genel çöp için tam 6 tane gerekli. Pilleri saymıyorum, onları küçük bir torbada biriktirebilirsiniz. Tek kişi olduğumdan çok fazla çöpüm de çıkmıyor ama bazen yorucu oluyor. Karpuzu yedin, kabuğunu ayrı çöpe, yoğurt yedin plastik kap ayrı çöpe ... İtiraf ediyorum, üşenip plastik poşetleri normal çöpe attığım oluyor. O kadar çöp vergisi veriyoruz, birazını da onlar ayırsın canım :) Şaka bir yana bu geri dönüşüm hassasiyetine bayılıyorum. Dediğim gibi tek başıma olduğumdan ne evde ne de ofiste çok çöp çıkmıyor ama en azından plastik su şişelerini küçültüp plastik dönüşümüne atıyorum. Kahve kremasının minicik plastik kaplarını bile üşenmeyip dönüşüme atıyorum . Belediyeye adres kaydımı yaptırmaya gittiğimde önüme koydukları ilk evrak çöp toplama sistemine kaydım oldu. Tabii anlarsınız çöp vergisine kaydımı yaptırmış oldum :) Daha hiç fatura gelmedi, bakalım ne kadar gelecek. Şirket olarak 4 ayda bir 400 € ödüyoruz. Umarım benden daha az alırlar. Binanızdaki kiremit rengi çöp kutuları genel atık için, plastik, metalleri ayrı ayrı torbalara koyup o kutuların yanına bırakıyorsunuz, onları ayrı topluyorlar. Yeşil çöp kutusu yemek artıkları için. Kağıtlar yine binanızdaki sarı kutulara konuyor. Camlar Türkiye'de olduğu gibi sokaklarda bulunan yeşil kutulara atılıyor. Piller onların yanındaki küçük kutulara atılacak. Bir de marketlerin geri dönüşümü var. Bazı büyük marketlerde sebze ve meyveler plastik tabaklarda satılıyor. O plastik tabakları markete bir daha ki gelişinizde getirip reyondaki geri dönüşüm kutularına atın. Onları temizleyip yeniden kullanıyorlar. Ben bu uygulamayı Esselunga'da gördüm, kesin başka süper marketlerde de vardır. 
İtalya'da henüz Napoli şehrinin daha güneyine inmediğimden bilmiyorum ve merak ediyorum, acaba oralarda da kuzeydeki gibi geri dönüşüm hassasiyeti var mı? Bazen haberlerde görüyorum, Napoli çöp şehrine dönüşüyor ama allahtan 2007'deki felaket gibi olmadan çözüm bulunuyor. Siz siz olun, dünyanın neresinde olursanız geri dönüşüme çok önem verin ve sakın üşenmeyin!

18 Temmuz 2010 Pazar

La Piscina Communale – Halka Açık Havuz

Burada bisiklet dışında bir o kadar sevdiğim olay ise havuz. Yaşadığınız yer küçücük olsa bile mutlaka orada bir olimpik havuz vardır. İtalya tam bir havuz cenneti ve Türkiye’deki gibi pahalı da değil. Büyük şehirlerde masraf daha çok olduğundan belki fiyatlar İstanbul ile aynıdır ama bir o kadar da havuz seçeneği oluyor. Yüzme bence en yararlı spor, zaten havuzdaki yaşlı dedelerden, ninelerden bunu anlayabiliyorsunuz. 9 aydır ne zaman havuza gitsem aynı grup orada. Yaşlı olduklarına bakmayın, gayet iyi yüzüyorlar. Onların ayrı su jimnastiği dersleri var. Bence öyle zinde olmalarının sebebi yüzmek, kesinlikle tavsiye ederim. Hem beyne hem vücuda yararlı yüzmek. Bunun yanında keşke Türkiye’de de yaygın olsa dediğim zihinsel ve fiziksel özürlülerin yüzme dersleri. Neredeyse her gün onlara 2-3 kulvar ayırıyorlar. Havuza geldiğim ilk günlerde hatırlıyorum, nedir bu gürültü falan diye rahatsız olmuştum. Sonra gördüm ki down sendromluların yüzme dersi varmış. Tabii kendimden çok utandım. Hepsi ile ayrı ayrı ilgileniyorlar. Özürlülerin hepsini havuza getiren özel servisler var ve bedava. Böylece hem anne babaları nasıl götüreceğiz diye düşünmüyorlar, hem de onlar havuzdayken biraz nefes alabiliyorlar. Allah yardımcıları olsun. Bir de eğer çok yaşlıysanız da bedava servis var. Yeter ki yüzmek isteyin :)  Bir gün inşallah Türkiye’nin özürlüleri de bu şartlara kavuşurlar. Biella’da sadece bir tane havuz var. Ben kışın sabahları yüzüyorum. Böylece işe mutlu mesut gidiyorum.  Havuzun yazın saat 10.00’da açılmasına çok bozuluyorum ama sanırım hem açık hem de kapalı havuzun açmak zor oluyor. Sabah yüzmek için 3 EUR ödüyorsunuz, saat 14.00’den sonra 6 EUR. Yaşlılar her zaman 3 EUR ödüyorlar. Kısacası geldiğinizde hemen size yakın bir havuz bulun ve yüzmeye başlayın!!! 

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Bisikletimi Çok Seviyorum

bmx bisiklet

Küçükken Çınarcık'da yazları ne çok bisiklete binerdik. Tam hatırlamıyorum ama o zamanlar Canan'ın da benim de kırmızı pinokyo marka bisikletimiz vardı veya bir pinokyo bir de beyaz büyük bir bisiklet vardı. Net hatırladığım ise BMX marka bisikleri çok havalı bulduğumdur. Vakıf diye bizim mahallenin en yakışıklı çocuğu vardı, onun BMX marka bisikleti vardı. Vakıf'dan dolayı mı bisikleti beğenirdim yoksa gerçekten bisikleti mi havalı bulurdum hiç hatırlamıyorum. Kısaca bisiklet yaz aylarındaki ulaşım aracımızdı. Okullar açılıp İstanbul'a dönünce bindiğimi pek hatırlamıyorum. İstanbul'da da bisiklet vardı ama zavallım balkonda çürüdü gitti  :) 
İstanbul trafiğinde bisiklete binmek yürek ister. Sürücüler son derece saygısızca, babalarının tarlalarındaymış gibi araba kullandıklarından ben bisikletle trafiğe çıkmaya cesaret edemem. Bir ara sahilde biniyordum ama sahile iniş yolunda, içinde maganda dolu bir araba direksiyonu bilerek üstüme kırdığından çok korktum ve İstanbul bisiklet hayatım orada son buldu. Daha sonraları yazlığa da gitmediğimden bisiklet hayatım hepten son buldu. Taa ki İtalya maceram başlayana kadar ...

Şirketim beni şehri tanıyayım diye taşınmadan önce 3 günlüğüne Biella'ya yolladı. Etrafı incelerken yaşlı yaşlı nineler (hayal etmenize yardımcı olayım, Altın Kızlar dizisinde Dorothy'nin annesi Sophie vardı, işte aynı onun gibiler) bisikletle gezmesi dikkatimi çekmişti. Nineler şıkır şıkır giyinmişler, altlarında bisiklet, çantalarını sepete koymuşlar, gezmeye gidiyorlar. Kış aylarında da soğuk falan aldırmadan binmeye devam ediyorlar. Bu yaştaki nineler Türkiye'de sadece ibadet ederler ve sürekli ölümden falan filan bahsederler. Onun dışında da evde oturup TV seyredeler. Kaldı ki bisiklete binip gezmeye gidecekler. Yaşlı dediğime bakmayın, beni gömerler vallaha :) O zaman anladım ki bir bisiklet almak şart, sağlıklı olmanın ilk kurallarından biri sürekli hareket halinde olmak! Dediğim gibi, İstanbul'da bu kolay değil ama en azından gideceğiniz yere taksiyle değil yürüyerek gidebilirsiniz. Haydi, üşengeç olmayalııım, hareket hareket !!!

Oturduğum binanın avlusuna bisikleti bırakmamın yasak olduğunu öğrendiğimde çok bozuldum ama yasaklar delinmek içindir :)ilk aylarda zaten kullanmadım, kış kıyamet, hiç binmedim. Bahar gelince önce öğlen tatillerin, daha sonra akşamları derken bisikleti genellikle avluya bırakmaya başladım. Yasağın sahibi amca ile karşılıklı selamlaşıyoruz, daha bir şey demedi, umarım da demez :) Keşke katlanan bir bisiklet alsaymışım, onu rahatlıkla eve çıkartırdım ve hepimiz mutlu mutlu yaşardık. Decathlon'da bir tane katlanan bisiklet buldum, çok şık bir şey ama kullanışlı mı bilmem. Yanda fotoğrafını koydum, bir gün alırsam onun da yorumlarını kesin yazarım. 

Berlusconi Bisiklete Binerken - BikeMi
Büyük şehre, mesela Milano'ya gelecekseniz bisiklet almanıza gerek bile yok. BikeMi diye bisiklet kiralama yoluyla gideceğiniz yere rahat rahat gidebilirsiniz. Özellikle şehri keşfetmek istiyorsanız süper olur derim :) İtalya'da bisiklete binmek çok yaygın, sürücüler her yerde bisikletlilere çok saygılılar. Yine de dikkatli olun ama ulaşım aracı olarak kesinlikle tavsiye edilir. 

Cep Telefonu - Ev Telefonu - İnternet

Yeni ülke demek yeni bir cep telefonu numarası demek. İtalya'da 4 tane gsm operatörü var. TIM, Vodafone, 3 ve Wind. Ben size TIM'i veya Vodafone'u tavsiye ederim. TIM devletin, yani Telecom Italia'nın gsm operatörü ve en yaygın olanı. Vodafone'un da agresif büyüme planı Türkiye'de olduğu gibi burada da geçerli. Çok çenesi düşük değilseniz kontörlü telefon tavsiye ederim çünkü faturalı hatlarda vergi, ıvır kıvır ... fatura inanılmaz kabarık geliyor. Ben şirketimin bana verdiği faturalı hattı kullanıyorum, acayip yüksek miktarlar ödüyoruz. Daha doğrusu ödüyorduk. Iphone için yeni tarife ile daha az ödüyoruz ama yine de çok bence. Burada 2 ayda bir fatura geldiğinden de bana yüksek geliyor olabilir. Sürekli yeni kampanyalar falan var ama sonuçta cep telefonu kullanmak İtalya'da pahalı.
Ev telefonu kesinlikle tavsiye etmem. Sabit ücret neredeyse aylık 80-90 EUR, hiç gerek yok. Evde cep, sokakta da cep telefonu kullanın :) İnternet modem için gerekli diye düşünüyor olabilirsiniz ama ona da gerek yok. Mobil modem (chiavetta) kullanın. Maalesef sınırsız seçeneği yok ama 100 saat ilk 6 ay 10 EUR/ay, daha sonra 20 EUR/ay olarak devam ediyor. Bu da pahalı ama daha rahat. Başka internet sağlayıcılar da var, bunlara da göz atın.

www.tiscali.it  
www.fastweb.it 
www.alice.it 

İtalya'da ev kiralamak - 3: Tatsız bir olay :(

Aslında bunu paylaşsam mı paylaşmasam mı diye çok düşündüm ve sonunda paylaşmaya karar verdim. Açıkçası bu olaydan hala çok utanç duyuyorum ama geçmişe dönüp bu olayı değiştiremeyeceğime göre kabullenip daha dikkatli olmam gerekiyor. Kendimi daha fazla üzmemeye karar verdim. Okuyunca lütfen benim hakkımda "Salak mı bu kız???" diye düşünmeyin çünkü bazen insanın basireti bağlanıyor ve yapmayacağı şeyleri yapıyor. İtalyan televizyonlarındaki hırsızlık olaylarını seyredince "Yok artık" derdim ama dememek gerektiğini bu olaydan sonra öğrendim. 

Biella küçük küçük diye söylenip duracağıma bu duruma çözüm bulmaya karar verdim ve en yakın büyük şehir, Torino'ya taşınmaya karar verdim. Torino öğrenci şehri, bu nedenle güzel bir ev bulmak neredeyse imkansız. Genellikle öğrencilerin kullandıkları evler olduğundan eşyalar eski ve bakımsız, evler de çok özenle döşenmemiş. İnternetten 5-6 ev buldum ama tam randevuya gidiyorum, emlakçı arıyıp evin tutulduğunu söylüyor. 10 defa falan Torino'ya gidip 1 ev bile göremeden döndüğüm oldu. Herhalde hep Biella'da kalacağım diye o kadar kafaya taktım ki artık güzel, çirkin, eski ayırmadan evlere bakar oldum. Ama yok da yok, ya beğendiklerim kiralanıyor yada fotoğraftaki gibi çıkmıyordu. Sonunda bir akşam www.secondamano.it adresinde bir ilan buldum. Yeni bir ilan ve hemen email attım. 1-2 saat sonra da bana cevap geldi. Nasıl sevindim anlatamam. Hatta günlüğüme not almışım saftorik saftorik, lütfen bu ev olsun da şu Biella'dan gideyim diye :) Neyse sözde ev sahibi lütfen ciddiyseniz görüşelim falan yazmış. Ben de hikayemi anlattım. Güzel bir ev istediğimi ve uzun süredir bulamadığımı anlattım. Ev sahibi bana yurt dışında yaşadığını ve gelirimi ispat edersem  gelip kiralayabileceğini söyledi. Meğer bu çok yaygın bir dolandırıcılık sistemiymiş ama benim gibi köyden indim İtalya'ya gibiler için hiç bilinmedik bir sistem. Bana western union ile 2 kirayı kendi adıma yollamamı ve dekontu da scan edip onlara email atmamı istedi. Ben Garanti Bankası müşteri olduğumdan western union ile kendi adıma çok transfer yaptım. Scan edip yollamakta hiç sorun görmedim. itiraf ediyorum aklıma hiç benim adıma sahte kimlik çıkaracakları gelmedi. Nasıl gelmedi bilmiyorum. O zaman aklımda sadece buradan taşınmak vardı ve hep pozitif düşünüyordum. Dekontu yolladıktan sonra benden tekrar 2 aylık kirayı yollamamı, aksi takdirde gelemeyeceğini yazdı. Zaten param olduğunu ispat ettiğimi söyledim. Bir de şirketimin ismini falan verdim, kontrol edin falan filan yazdım. 4-5 gün yazıştık. Bu arada hiç western union sayfasına girip para ne durumda bakmadım. Aklıma hırsızlık olabileceği bile gelmedi. Bu satırları yazarken bile kendime sinirleniyorum. 5. gün sonunda ikna oldum ve 2 kira bedelini, yine kendi adıma transfer ettim. Allahım ya, yazarken bile inanamıyorum ama maalesef yaptım. Benden tekrar, 3. bir transfer isteyince evi kiralamaktan vazgeçtiğimi söyledim ve yazışmayı bıraktım. Parayı da Torino'ya gittiğimde western union'dan alırım diye hiç üstünde durmadım. VE ŞOOK :( Torino Porta Nuova tren istasyonundaki western union'dan para çekmeye gittiğimde öğrendim ki paralar çoktan çekilmiş. O anda her şey kafama dank etti ama çook geç! Adıma sahte kimlik çıkarılmış, sahte pasaport düzenlenmiş ve benim paracıklar gitmiş. Soracaksınız ne kadar gitti?? Çok, sadece western union transferine 120 € ödemiştim, üstüne bir de giden param. Ama asıl önemlisi yaşadığım şok! Olayı öğrenince bayılmışım. Gözlerimi açtığımda başımda insanlar toplanmış, bana soru soruyorlar. Neyse adam bana sivil polis olduğunu ve korkmamamı söyledi. Hemen istasyon karakoluna götürüldüm ve ifademi aldılar. Zaten 3 kelime italyanca biliyorum, karakol, polisler, ifade falan ... yaşadıklarımı anlatamam. Allahtan komiser ve polisler benimle çok ilgilendiler. Hatta traji-komik bir durum, ifadem alınırken ayakkabılarımı çıkarmış sandalyeye uzatmıştım :) Daha sonra paranın gittiğine değil, sahte kimliklere takıldım. Ya başka olaylarda benim kimlikler kullanılırsa gibi, böyle paranoyak oldum. Komiser korkmamamı ve bir şey olursa hemen onu aramamı söyledi. Böylece konu kapandı ama hatırladıkça fena oluyorum. 

Uzun lafın kısası ev kiralayacaksanız sakın ama sakın böyle işlere kalkışmayın. Zaten yapmam demeyin çünkü dediğim gibi, bazen insanın basireti bağlanıp böyle şeyler yapıyor. Evi görün, ev sahibini görün, öpün koklayın ve evi öyle tutun :) 
Sadece ev kiralamakta değil, para ile ilgili her olayda çok ama çok dikkatli olun, tuzaklara düşmeyin. En ufak şüphe duyarsanız hemen yetkili kişilere danışın! 

İtalya'da ev kiralamak - 2: Kiralık ilanlarını nasıl bulabilirim?

Gazetecilerden ve kafelerden bedava edinebileceğiniz haftalık emlak dergileri var. Buralarda hem satılık hem de kiralık ilanlarını bulabilirsiniz. İtalya'ya gelmeden evler hakkında fikir edinmek istiyorsanız internet tabii ki en pratik çözüm.
Aşağıda en yaygın ev bulma sitelerini yazıyorum. Bu sitelere genellikle emlakçılar ilan veriyor. Aynı evi 4-5 emlakçı yayınladığından çoğu zaman aynı evler karşınıza çıkıyor. 


www.casa.it
www.immobiliare.it
www.affittasi.com
www.bakeca.it
www.secondamano.it
www.kijiji.it
www.soloaffitti.it

www.easystanza.it

Bir de tabana kuvvet metodu var, vaktiniz varsa kesin tavsiye ederim, çok eğlenceli. Sara için Milano'da böyle ev aradık ve şehri keşfetmiş olduk. Elinize kalem defter alıyorsunuz, apartman kapısına yapıştırılan ilanları not edip teker teker arıyorsunuz. Emlakçı kanalıyla kiralayacaksanız bir aylık kirayı komisyon olarak vermeniz lazım. Direkt kiralayacaksanız bu masraftan kurtulmuş oluyorsunuz. Depozito bedeli genellikle 2 veya 3 aylık kira tutarı kadar oluyor.

16 Temmuz 2010 Cuma

İtalya'da ev kiralamak - 1: ev seçerken dikkat edilmesi gerekenler




Cerchi casa in affitto? Yani diyor ki, kiralık ev mi arıyorsun? En başından peşin peşin söylüyorum, kimse alınmasın, gücenmesin .... Emlakçı demek dünyanın her yerinde üç kağıtçı demek, bu durum İtalya için de geçerli. Bu nedenle çok dikkatli olmanız gerekiyor. Yine de bir yolunu bulup kazıklıyorlar ama en azından minimum hasarla atlatın :) 
Ben Biella'da ev aradığım için zaten fazla seçeneğim olmadı. Bana söylenen emlakçıya gittim ve gösterilen 5 evden birini seçtim. Hayatımda ilk defa kendi başıma ev kiraladığımdan ve kriterler hakkında pek de bilgim olmadığımdan eşyası hiç kullanılmamış evi direkt seçtim. Bir de ev merkezde, canım sıkılmaz falan diye düşündüm ama yaşadıkça gördüm ki durum çok farklı. Fotoğrafta gördüğünüz gibi AFFITTASI yazıyorsa kiralık, VENDESI yazıyorsa satılık demek. 

Yabancılara ev kiralama konusunda ev sahipleri çok hassas. Eğer Amerikalıysanız veya İngilizseniz sorun yok, güle oynaya evlerini kiralıyorlar ama benim gibi Türkseniz acayip önyargı var, direkt mülteci muamelesi görüyorsunuz. Oturma izni almak için ev kontratı gerekiyor. Benim ev sahibim emlakçıya kesinlikle bu kontratı imzalamayacağını söylemiş, tabii emlakçı bana bunu söylemeden evi kiraladı. Ne zaman kontratın imzalı halini istediğim, olanlar oldu. Vay ben gelip burada yaşıyormuşum, peşimden Türkiye'deki ailemi de getirirmişim, evleri yabancı dolarmış, sonra ev sahibimin başı emniyetle belaya girermiş... miş de miş ... Bir de utanmadan bana bunları söylediler. O zaman en başından yabancıya kiralama! Hem kiralayıp para kazan hem de ırkçı şartlar koy. Kontratıma "bu evde sadece zehra bural oturabilir" maddesi eklendi de ev sahibim zahmet edip imzaladı. Ha bir de gelip beni gözleriyle görüp onay verdi. Buraya onların fotoğraflarını koysam halime acırdınız. Pis pasaklı karı koca, Türkleri beğenmiyorlar, ne kadar üzücü! Kadının saçlar yağlı, adamın elleri leş gibi. Sokakta görsem evsiz sanırım onları. Gelmişler Türküm diye beni evlerine layık görmüyorlar. Sanırım benim tepkimden onlar da haksız olduklarını anladılar. O gün bu gündür bana çok yardımcı oluyorlar. Aslında benim kızdığım onlar değil, Türklerin dünyadaki bu imajı!!! Neyse biz konumuza dönelim. Bu konuyu başka kayıt altında tartışırım. Yani emlakçıya kontrat yapacağınızı mutlaka belirtin. Bazı ev sahipleri İtalyan olsanız bile kontrat yapmak istemiyorlar çünkü gelir vergisi ödemek zorunda kaldıkları için işlerine gelmiyor. 
Aylık aidatı mutlaka sorun. Ev kirası ucuz gibi gelse de aidat çok fazla olabiliyor. Merkezi sistem yerine kombili evleri tercih edin çünkü pinti İtalyanlar nisan başında kaloriferleri kapatıyorlar. Yaz öyle hemen gelmiyor tabii. Üşüyeceğinize veya elektrikli ısıtıcılara kalacağınıza açıp istediğiniz kadar yakın derim! 

Evler genellikle çok eski olduğundan bazı evlerin içi bir garip. Ev sahipleri evleri ikiye bölüp öyle kiralıyorlar. Mesela benim evim öyle ama başta bunu anlamadım. Yan komşumun mutfak havalandırması direkt benim banyoya geliyor. Sigara içen bir çift olduklarından benim banyoda sürekli yemek ve sigara kokusu var. Kısaca havalandırmalara dikkat! Banyoda pencere olan evleri tercih edin derim. 
Evin aydınlık olmasına dikkat edin. Bu çok önemli çünkü dediğim gibi evler eski, pek aydınlık değil. Bu aslında şehrin mimarisine de bağlı. Mesela Biella içine kapanık bir memleket. Bu nedenle oturma odaları içerde ve cam yok, yatak odaları sokaklara bakıyor. Türkiye'nin tam tersi yani. Yatak odalarının panjurları da hep kapalı. Şehre terk edilmiş görüntüsü veriyor. Zaten genel olarak İtalya'da merkezin dışındaki sokaklar hep bomboş. Gözünü sevdiğimin İstanbul'u ya :)

Burada monolocale, yani bizdeki studio çok yaygın. Ben mutfak, salon, yatak odası bir yerde herhalde yaşayamam ama maddi durumunuz kısıtlıysa bu tip daireleri seçebilirsiniz. Genellikle evler mobilyalı kiralanıyor ve bütün eşyalar tabii ki IKEA'dan :) 
Hayvan besliyorsanız onu da sorun. Bazı ev sahipleri sigara içilmesini bile istemiyor. Mesela benim çamaşır asmam, bisikleti avluya bırakmam, halı silkmem, hayvan beslemem ... 3 sayfalık yasaklar listem var. Neler yasak diye sorun derim.    
Normal apartmanların yanında çatı katı da çok yaygın. Akar kokar, siz siz olun ve normal apartman dairesi seçin. Çatı katının basıklığından size daral gelebilir. 
Son olarak evin konumunun sakin sessiz olması önemli. İtalyan gençliği bir garip. İçip içip sokakta saçma sapan çığlık atıyorlar ve tek eğlenceleri bu. Sabah 4'e kadar sürebiliyor. Onlara kızamıyorum çünkü bizim gibi şanslı değiller. Gece hayatına dair tek sosyal aktiviteleri barlarda içmek, sonra çıkıp sokaklarda birbirlerine küfretmek.  Şehir küçük olduğundan çok seçenekleri de yok. Geceleri gürültülü oluyor mu diye konu komşuya danışın. Emlakçıya sorarsanız tabii ki size olumlu cevap verecektir :)
             

15 Temmuz 2010 Perşembe

Türkiye-İtalya ucuz direkt uçuşlar

THY Barcelona'ya sponsor oldu olmasına ama bilet fiyatları aldı başını gidiyor. Hele yaz dönemindeki fiyatlara inanamadım. Bir acenta Milano-İstanbul gidiş dönüş için 650 EUR dedi. Günde 3 sefer var ve yer de yok. Allah low cost uçan firmalardan razı olsun, ne diyelim. Ağustos döneminde onların da fiyatlar çok artıyor ama diğer zamanlarda çok ucuzlar. Ben Milano uçuşlarını yazdım ama Roma-İstanbul seferleri de var.
Bunu okuyan ailem, dostlarım ... beklerim bir gün sizleri. Siz gelmezseniz ben gelirim, İstanbul ile de hasret gidermiş olurum :)

- Blu Express: Milano Malpensa-İstanbul Sabiha Gökçen arasında uçuyor. Günde bir sefer var. www.blu-express.com

- Pegasus Havayolları: Milano Bergamo - İstanbul Sabiha Gökçen arasında uçuyor. Günde bir sefer var, bazen iki sefer de oluyor. www.flypgs.com

- Alitalia'yı tavsiye etmesem de aklınızda bulunsun. Torino - İstanbul Atatürk Havaalanı arasında uçuyor. Her gün uçuş yok, kontrol etmeniz lazım. Low cost değil ama THY'na göre ucuz.
www.alitalia.com

Il Permesso di Soggiorno - Oturma İznini almak

Örnek Permesso di Soggiorno Kartı
Her schengen vizesi geçen ülkede olduğu gibi İtalya'da da 90 gün hiç bir yere başvuru yapmadan kalabiliyorsunuz. Bunun için vize sürenizin 90 gün geçerli olduğundan mutlaka emin olun. Eğer 90 günden fazla kalacaksanız mutlaka bulunduğunuz bölgedeki Questura'ya (Emniyet Müdürlüğü) başvurmanız gerekiyor. Çok karışık değil ama ben sırasıyla hepsini anlatayım.
Eğer firmanız sizi İtalya'ya transfer ediyorsa ve büyük bir firmaysa işiniz çok kolay. Bütün bu yasal işlemlerle uğraşan kişiler oluyor ve siz sadece gerektiği zaman imza atıp belgelerinizi alıyorsunuz. Eğer benim gibi hiç kimsenin olmadığı ofise tek başınıza yollanıyorsanız aşağıdakileri okumanızı tavsiye ederim. Bir de bol şanslar dilerim :) 3 kelime italyancamla neler halletiğime bazen ben de şaşırıyorum. Bana da yardım edenler oldu ama onlar bizim firmanın elemanları olmadıklarından bir noktadan sonra her şeyi tek başıma yapmak zorunda kaldım.
İtalya vizesi alırken gerekli olan evrakların listesini bu adreste bulabilirsiniz http://www.esteri.it/visti/index_eng.asp Bunlara ilave evraklar da istenebiliyor, uçak rezervasyonları, seyahat sigortası gibi. İtalya vizesini Türkiye'de IDATA veriyor. Oradan da bilgi alabilirsiniz http://www.idata.com.tr/ Çalışma vizesi alacaksanız muhtemelen konsolosluğa gitmeniz gerekebilir. Evrakları teslim ettikten 5 gün sonra çalışma vizem çıktı. Evraklar çok karmaşık değil, ticaret odası kaydı, imza sirküleri gibi turistik vizede de gerekli evraklar. Buna ek olarak nulla osta isteniyor, bu benim kafamı karıştırmıstı.
Nulla Osta (ön çalışma izni); Bu belgeyi almak için Questura'ya başvurmanız gerekli. Ben bu evrağı alırken çok şanslıydım. Eksik evrakla başvurmama rağmen 3 gün içinde çıktı. Burada bizim mali müşavirimize teşekkür etmem lazım. Biella ticaret odası eski başkanı olduğundan tanımadığı yok maşallah. Hemen işimizi hallettiler. Yıl sonunda bize bu servisi kat kat faturaladı ama olsun, benim iş çabuk halloldu. Burada gerekli belgeler sizin iş yerinizle yaptığınız kontrata göre değişiyor. Benim vizem çabuk çıksın diye lavoro autonomo (bağımsız çalışan) olarak yapıldı. Burada iş kontratını, oturduğunuz evin kontratını ve bulunduğunuz bölgedeki iş ve işçi kurumuna şirketinizin yazdığı dilekçeyi veriyorsunuz. Bir de ticaret Odası'ndan bir evrak lazımdı ama işin içinden ne questura ne de ticaret odası çıkamayınca o evrak olmadan başvurdum. Sonuçta nulla osta 3 gün içinde geldi. Başka önemli detay ise nulla osta'yı aldıktan sonra 90 gün içinde vizeye başvurmanız gerekli, yoksa geçerliliğini yitiriyor. Nulla Osta'ya ilave bir de codice fiscale var. Bunu İtalya'ya geldiğiniz gibi almanızı tavsiye ederim.

Codice Fiscale (bizdeki vergi numarası ama daha çok vatandaşlık numarası gibi, bir çok bilgiyi barındırıyor); İtalya'da bu olmadan bir şey yapamıyorsunuz. Şahsi başvuru gerekmiyor ama eğer siz alacaksanız bulunduğunuz bölgedeki Agenzia delle Entrate'ye gitmeniz gerekiyor. web adresi http://www.agenziaentrate.gov.it/ Burada codice fiscale almak istiyorum diyince bir form dolduruyorsunuz ve hemen veriyorlar. Yanınızda pasaportunuzu götürmeniz yeterli.

Çalışma vizesi için başvurunca gelen vize hem İtalya hem de Schengen vizesi, üzerinde ikisi de yazıyor. Schengen vizesinin geçerliliği 6 ay. 6. aydan sonra vize italyan vizesine dönüşüyor ve eğer Türkiye'ye gidecekseniz ya İtalya'dan direkt gidecekseniz yada schengen ülkesi olmayan bir ülkeden aktarma yapabilirsiniz. Almanya üzerinden giriş çıkış yapmaya kalkmayın, direkt geri yolluyorlar.

Şimdi vizenizi aldınız ve İtalya'ya geldiniz. En geç 8 gün içinde permesso di soggiorno için başvuru yapmanız lazım. Eğer yapmazsanız ve yakalanırsanız hoş olmaz diyelim. Hemen postaneye gidip sportello amico'ya (numara almanıza gerek yok) permesso di soggiorno için başvuru yapacağınızı söylüyorsunuz. Size içinde doldurmanız gereken evraklar bulunan zarf veriyor. Vize türünüze göre gerekli yerleri doldurup yine postaneye teslim ediyorsunuz. Postane size bu belgeleri aldığına dair bir evrak (ricevuta) veriyor. Oturma izni çıkana kadar bu evrak sizde kalıyor. Aman gözünüz gibi bakın çünkü kart çıkana kadar bu kağıt parçası sizin kimliğiniz yerine geçiyor. Ben Kasım 2009 başında başvurdum, Ocak 2010'da parmak izi verdim ve Şubat 2010 ortası gibi çıktı. Ricevuta üzerindeki numarayı bu adrese girip oturma izninizin durumunu kontrol edebiliyorsunuz http://questure.poliziadistato.it/stranieri/
2006 yılında Perugia'dayken son derece ilkel metotlarla başvuru yapılıyordu. Hatta o zaman bu ülke nasıl avrupa birliğ üyesi diye düşünüp dururdum. Artık son derece modern, randevu ile gidip parmak izi veriyorsunuz. Perugia'da 6 ay sonunda sadece parmak izi verebilmiştim. Hem de nezarethanede mürekkeple almışlardı, aman allahım, ne işkenceydi!

Sonuçta benim oturma iznimi almam zor olmadı. Aklınıza takılan bir şey varsa email atın, yardımcı olmaya çalışayım. Şimdiden kolay gelsin ...

Benvenuti in Italia - Italya'ya hosgeldiniz ...

Biella Duomo Meydanı
Biella Duomo Meydanı
Biraz gec de olsa Italya maceralarimi yazmaya basliyorum. Sanirim gecen 9 ay benim icin Italya'ya giris gibi oldu. Insallah bolum bir yakinda baslayacak. Bu bloga burada basimdan gecenleri yazayim ki sizin basinizdan da gecsin veya gecmesin :)
Resmi olarak 1 Ekim 2009'da Italya'ya tasindim. Eskiden calistigim firmanin Italya ofisinde calismak icin Biella'ya geldim. Biella Piemonte Bolge'sinde kucucuk bir sehir. Torino ile Milano arasinda, Alp Daglarinin dibinde bir sehircik. Deniz olmamasi benim icin cok kotu oldu. Civarda kucuk kucuk goller var, artik onlarla idare ediyorum. Acikcasi ben Istanbul'dan sonra buraya koy derim ama Italya'da sehirler hep boyle kucuk kucuk. Zaten hala Istanbul sonrasi sokunu atlatabilmis degilim ve hic bir zaman da atlatacagimi sanmiyorum. Sehir nufusu civardaki belediyeleri de katarsaniz 90.000 imis ama ben ortalikta en fazla 900 kisi goruyorum. Nufusun cogu yasli ama Turkiye'deki gibi yasli degil, gercekten yasli. 90 yasinin asagi olen pek yok hatta! Darisi guzel ulkemin basina :)
Istanbul'un kaotik yasamindan sonra ilk bir-iki hafta super gecti. Sessiz sakin bir hayat, stres yok, trafik yok, gurultu yok ... Fakat 32 yil o kaosla yasadiktan sonra bu kadar sessiz bir yerde yoksunluk krizi basliyor. Istanbul'u ne kadar sevdigimi ondan uzak kalinca anladim. Burada yaptigim isi cok sevdigimden gulu seven dikenine katlanir diyorum ve bu sakin hayatin tadini cikarmaya calisiyorum. Eger insansiz yapamiyorsaniz sakin boyle bir ise kalkismayin. Burada yasamak Italya'ya yapilan kisa tatiller gibi guzel degil maalesef, daha cok sabir testi gibi. Bir de ben ofiste de yalniz oldugumdan cok zorlaniyorum ama bunun yaninda da o kadar cok sey ogreniyorum ki, o zaman da iyi ki gelmisim diyorum. Her ne kadar soylenmeyecegim diye kendime soz versem de ailemle ve arkadaslarimla konusurken kendimi mizmizlanirken buluyorum. Onlar Istanbul'un kalabaligindan, ben Biella'nin sakinliginden soylenip gidiyoruz iste.
Via Trento 13 Biella
Ofisteki masamdan bahçe manzarası
Italya'da yasam uzaktan gorundugu kadar tatli degil, yabancilara karsi maalesef sevgi dolu degiller. Dolce Vita da (Tatli Hayat) ekonomik krizle birlikte cok uzaklara gitmis. Su ana kadar cok ciddi bir sorunla karsilasmadim ama yine de sinirimi bozan olaylar da olmadi degil. Cok yardimci olanlar da var, Turk oldugumu duyunca surati asanlar da! Biella halki icine kapanik olmalari ile meshurmus, genel olarak sokaktaki herkesin surati asik. Bazen kendimi Isvicre'de saniyorum. Kis aylarinda sokaga cikan bile yok, aksam saat 8'de sokakta bir allahin kulunu bulamazsiniz. Boyle keskin bir sessizlik hakim, benim buraya adaptasyonumu zorlastiran en buyuk olumsuzluk bu zaten, etrafta insan olmamasi! Yani Italya'da kucuk bir sehre gelecekseniz buna hazirlikli olun.
Via Italia Biella
Via Italia Biella - Haziran 2010
Guzel yani yok mu burada yasamani??? var tabii ki. Ornegin yedigim butun yemekler cok lezzetli. Istanbul'da meyve yemedigimi burada anladim. O kadar lezzetli ki her sey, ilk 3 ayda 6 kg aldim. Istanbul'a dondugumde herkes sok olmustu. Yalniz kalinca zaten kendimi yemege verdim ama gercekten cok lezzetliler! Simdi yemek duzenin oturdu, sanirim o lezzetli yemeklere doydum. Buraya geldigimden bile zayifim. Her yere bisikletle gidiyorum, asansor olmadigindan merdiven kullaniyorum. Kilolar kendiliginden gitti :) Hava cok temiz oldugundan zayiflamaya o da yardimci oldu. Bol oksijen = bol yag yakimi!!! Baska sevdigim yani ise kendime bol boool vakit ayirabilmem. istanbul'da vaktimizi trafige harcadigimizdan kendimize kaliteli zaman ayiramiyoruz. Kesintisiz 2 saat kitap okumak, bol uyku, uzun yuruyusler ... Insanlar neden 90 yasindan once olmuyor, iste bu yuzden :)
Iste boyle ... Genel olarak biraz Italya'ya adaptasyonumu anlatmak istedim. Yasadiklarimi ayri basliklar altinda yazacagim ki siz geldiginizde bunlari bilerek gelin. Gorusmek uzere ....