29 Eylül 2010 Çarşamba

Memleketin dizilerinden, dergilerinden geri kalmayın!

Yaz tatili dolayısıyla ara vermiştim, dizi hayatıma geri döndüm. Allah dizileri bedava gösteren sayfalardan razı olsun. Hiç bir diziden geri kalmıyorum. Hatta i-phone'da neredeyse bütün büyük kanalların uygulaması var. Ev-ofis dışından da dizileri izleyebiliyorum. Teknoloji güzel şey vallaha. Reklam yapıyor gibi olmasın ama www.diziport.com sitesinden çook memnunum. Hem yerli hem yabancı, bütün dizileri anında yayınlıyorlar. Hatta bazen utansalar TVden de önce yayınlayacaklar, o derece hızlılar yani :P 
Bir de çok sevdiğim başka sayfa www.emecmua.com Burada da Türkiye'de yayınlanan dergileri bulabilirsiniz. Çoğu dergi paralı ama gazeteciden satılan fiyatının üçte biri kadar ödüyorsunuz. Bunu da şiddetle tavsiye ederim.

28 Eylül 2010 Salı

Lucca

Bugünlerde sık sık Floransa'ya (Firenze) gidiyorum. Daha doğrusu oraya çok yakın Prato diye bir şehirde çalıştığımız fabrikaya gidiyorum. Floransa'yı anlatmaya gerek yok, harika bir şehir. Prato da çok güzel bir şehirmiş. Miş-li geçmiş kullanıyorum çünkü şu anda çinlilerin elinde, daha doğrusu istilasında. Orada yaşayan çinli nüfusu italyandan daha fazla ve maalesef çinliler pek saygılı değiller. Neyse, bu başka başlık altında tartışılması gereken bir konu. Asıl başlığımıza, Lucca'ya dönmek istiyorum.
Gördüğümde çok mutlu olduğum tabela
Lucca'ya ilk defa 2006 yılında gitmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam nisan ayı falandı. Tren istasyonundan çıktığınız gibi karşınıza eski şehrin duvarları çıkıyor. Oradan geçip şehir merkezine gidiyorsunuz. Bahar aylarında olduğumuzdan ağaçlar fuşya rengi çiçek açmışlardı. Yollarda boyunlarında eşşek kadar nikon yazan turistler olmasa kendinizi masalda gibi hissedebilirsiniz. Dev amerikalı turistler en yüksek tonda kahkaha atsalar dahi o daracık sokaklarında gezerken insana böyle bir sükunet geliyor. Dediğim gibi çok turist var ama bu şehri turistik yapmıyor. Sakin sakin gezinebiliyorsunuz. Daracık bir sokakta, çok lezzetli yemek yiyebileceğiniz bir trattoria veya osteria çıkabiliyor. Osteria ise son derece basit, yazılı mönüsü bile olmayan ve şef o gün ne yemek yapmak istediyse o yemeklerin yendiği bir lokanta. Trattoria ise osteria'dan biraz daha ciddi ama ristorante kadar lüks ve pahalı olmayan lokanta demek. Buralarda en sevdiğim masalarda kırmızı kareli örtüler olması. Menü sayfalarca olmadığından şak diye seçebiliyorsunuz. Lucca'da öylesine bir sokağa dalıp bir osteriaya oturduk. Ben pollo al porto (porto şarabıyla marine edilmiş tavuk) yedim. Açıkçası benim damak zevkime hitap etmiyordu. Ancak hayatımda yediğim en lezzetli tiramisuyu yedim desem yalan olmaz. Yerin adı Osteria del Neni - via pescheria, 3-7 Lucca. Bu arada bu sokak güvercinlerin kontrolünde. Şaka yapmıyorum, her yerde "lütfen güvercinleri beslemeyin" yazıyor. Zaten güvercinler öyle uçmuyorlar, dayı dayı geziniyorlar. Hatta bir ara benim yediğim tavuk mu yoksa güvercin mi diye şakalaştık. 
Piazza Anfiteatro
Tiramisumu yedikten sonra biraz biz de fotoğraf çekelim diye sokaklarda öylesine yürümeye başladık. Haritalara bakmadık bile. Zaman zaten sakin sakin aktığından hiç aceleniz yok. Yürüken karşımıza birden Steve McCurry'nin (Afgan kızı çeken fotoğrafçı) fotoğraf sergisi çıkınca Cansu pek bir sevindi. 4 sene öncesine göre değişen tek yer Piazza Anfiteatro olmuş. O zaman binalar rengarenk boyanmışlardı. Bu sefer gittiğimde biraz şaşırdım çünkü boyalar sararmış, o güzelim meydan sıradan gibi olmuş. Yine orada bir kafeye oturup Cansu ile kahvelerimizi içtik. Lucca ile ilgili beğenmediğim tek şey su oldu. Floransa'da, Roma'da sokaklardaki çeşmelerden su içilir ve çok da lezzetlidir. Ancak Lucca'nın suyu pek lezzetli değildi. 
Lucca'yı dünyaca ünlü yapan nedenlerden ve bence en önemlilerinden biri Giacomo Puccini'nin doğduğu şehir olması. Bu nedenle yaz aylarında Lucca'da çok büyük müzik festivalleri yapılıyor ve dünyaca ünlü sanatçılar geliyor. Olur da yazın bu civarda olursanız bir konseri yakalayın derim. Konsere gitmeseniz bile Lucca'ya bir uğrayın ve benim için bir kadeh şarap, olmadı bir fincan kahve için. 

19 Eylül 2010 Pazar

Pasticceria Canterino di Biella

Biella'da 10. ayım bitmek üzere ve dün ilk defa burasının en meşhur pastanesine gittim. Defalarca önünden geçmiştim ama bilmeyince bilmiyor insan işte! Dani ve bir arkadaşı ile sabah otomobil bakmaya gidecektik. Canterino'da bir şeyler içelim dediler. İyi dedim, nereden bileyim orasının İtalya'nın en iyi pastanesi olduğunu :) Şaka değil, vallaha bir numaraymış. Dani ilk onda demişti ama oraya gidince gördük ki birinciymiş. İtalya'da bir kurul varmış, çok saygın bir kurum, onlar en iyisi olarak burayı seçmişler. Vaaaay dedim tabii :) Bu arada ben çok değişik bir capuccino içtim, vallaha çok lezzetliydi. Nutellalı ve kremalı kornetleri de çook lezzetli. Vallaha yolunuz buralara düşer mi bilmem ama ben tavsiye ediyorum. Biella'dan ofisi taşıyacağımız kesinleşti ve ben lokal yerleri öğrenmeye başladım. Bu ne ironidir allahım! 
Adresi aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.
http://maps.google.com/maps/place?hl=tr&um=1&ie=UTF-8&q=biella+canterino&fb=1&hq=canterino&hnear=Biella,+Italy&cid=12543619219827363697

5 Eylül 2010 Pazar

Biella Bira Festivali - Birra Menabrea

1. Biella Beer Fest afişi
Neredeyse 10 aydır Biella'da yaşıyorum ama daha yeni öğrendim, burası birası ile çook meşhurmuş. Hatta dün akşam yürüyüşe çıktığımda ilanını gördüm, 3-12 eylül tarihlerinde Biella'da 1. Biella Beer Fest varmış. Geçen hafta Daniela ile pizza yemeğe gittiğimde birayı ilk defa tattım. Muhafazakar bir Efes içicisi olarak çok beğendim. Bu bölgenin şarapları en az Toscana şarapları kadar meşhur ama birayı hiç tahmin etmezdim. Yolunuz buralara düşerse uğrayın. Biella birasının adı Birra Menabrea. Almanların October fest'i varsa bizim de Biella Festimiz var!!!


www.biellabeerfest.it 
www.birramenabrea.com