24 Aralık 2010 Cuma

Floransa'da kar

Gecen hafta ofis tasima islemleri icin Biella'ya gittim. Daha onceki yazilarimda da yazdigim gibi oraya kis ekim ayinin sonunda geliyor ve aralik basi kesin kar yagmis oluyor. Floransa'ya tasinmama sevinmemim bir yani da buranin havasinin yumusak olmasi ve kisin kisa gecmesiydi. Biraz soguk oluyor ama olacak o kadar derkeeen gecen hafta buraya son 100 yilin en fazla kari yagdi. Biella'nin karini kisini da yanimda buraya getirdim sanirim :) 4 saat kar yagmis ve kar yuksekligi 30 cm kadar olmus. Maalesef ben Biella'da oldugumdan o goruntuleri uzaktan seyrettim. Living in Florence sayfasi asagidaki videoyu yayinlamis. The Future is Handmade adli bir grup cekmis, bayildim. Iyi seyirler ...

http://vimeo.com/17963991

15 Aralık 2010 Çarşamba

33 mumlu pasta yerine 4 mevsim pizza

Geçen sene Biella'da tek başıma kutladığım doğum günümü bu sene Floransa'da tek başıma kutladım. Arayanlar böyle bir buruk oldular ama hiiiç olmayın çünkü ben bu şehirde çok mutluyum. Pizza yiyip şarap içtim oooh :)
Geçen hafta aklıma esti, 33 yaş 33 yıl ile ilgili 33 madde çıkarttım. Çok eğlenceli, siz de yapın, tavsiye ederim.


33 yıl 33 madde – Zehra’dan Zehra’ya geyik muhabbeti
1) Şimdi ben hiçbir zaman uzun saçlı olamayacağım çünkü malzemem yok. Saç eklettir, yağ sür, sarımsak sür, at kuyruğu bitkisini iç vs vs vs …. Olmuyor da olmuyor.  Bu nedenle benim saçım hep kısa olacak. Kuaförden çıkıp geldiğimde suratınızı buruşturup sanki kanser olmuşum gibi üzgün bir ifadeyle “Saçların çok kısa olmuş” diye suratıma bakmayın. Kısa olmuştur ve artık kısa olacaktır. Bir de abuk sabuk ve yamuk yumuk modelleri çok seviyorum. Modeline de şaşırmayın lütfen
2) Hadi fiziksel özelliklerden başladım, ondan devam edeyim. Fazla kilolarımla barıştım diyorum ama yalan! 45 kg, zargana gibi zayıf olmak istiyorum aslında ama olmuyor. İsteyen herkes zayıflar ama ben yemek yemeği çok sevdiğimden hiçbir zaman zargana gibi zayıf olamayacağım. Bu nedenle tonlarca para döktüğüm zayıflama sektörüne veda! Hayatım boyunca fazla kilolarımdan şikayet edeceğim ve hiçbir zaman zayıf da olmayacağım. Sevgili ailem ve dostlarım, vereceğim kalıcı rahatsızlıktan dolayı 33. yaşımda peşin peşin özür dilerim.
3) 30 yıl boyunca bifteği çok pişmiş yedim, 3 yıldır da kanlı kanlı yiyorum. Size tavsiyem siz de öyle yiyin. 30 yıl resmen kömür yemişim.  Hem etin tadını alıyorum hem de kan sayımlarında çok sağlıklı çıkıyorum (maşallah)
4) 1991 yılında Vizon dergisin kapağında görüp “kim bu yakışıklı yaa” diye iç geçirdiğim Menderes Utku’yu üzerinden 20 yıl geçmiş olmasına rağmen hala ama hala çok beğeniyorum.  Sizce en seksi erkek kim gibi salak soru sorulursa aklıma tek gelen kişi Menderes Utku’dur. Allah rızası için şu adamı tanıyanınız varsa bir tanışmak istiyorum, söz sarkmayacağım J (tamam, azıcık sarkarım ama o adam da alışkındır herhalde. Böyle düşünen bir tek ben değilim ki). Oğlum olursa adı kesin Menderes olacak, başka yolu yok. 
5) Gülmeyin ama bir itiraf! Araba kullanmaktan çok korkuyorum. İki lafı bir araya getiremeyen kişiler bile gayet güzel araba kullanabiliyorlar ama ben çok korkuyorum. Allaha şükür ciddi bir trafik kazası falan da geçirmedim ama nedenini bilemediğim, çözemediğim bir fobim bu! Kim bana yardımcı olur?
6) En sevdiğim grup Coldplay, bıkmadan usanmadan her gün dinliyorum
7)  Halamın evindeki cam süs eşyalarına bayılıyorum. Özellikle şarap kadehlerinin hastasıyım.  4 yaşımdayken de onlarla oynardım (gizli gizli tabii), hala da oynarım. Şimdiki evim karavan kadar olmasaydı alıp İtalya’ya getirecektim ama maalesef koyacak yerim yok.
8) Ha bir de yine halamın çanta ve ayakkabıları ile küçükken oynardım. Hala da canım sıkılınca onlarla evde gezinirim. Dışarıda takmaya kıyamıyorum. Ayakkabılar maalesef ayağıma olmuyor. Çanta ile idare ediyorum.
9) Bütün dünyayı turlamadım ama şu ana kadar en sevdiğim şehir Madrid oldu. Hayatımın bir döneminde orada yaşamak isterim. Tabii en sevdiğim şehir İstanbul, şüphe yok ama gezip gördüklerimde en çok orayı sevdim.
10) Kurşun döktürmeyi çok seviyorum. Bu da sevilir mi demeyin, seviyorum. Daha hiç üzerimde nazar çıkmadı. İyi bir şey sanırım. Galiba ben kurşun döken kadının “abooov, üzerinde kem gözler vaaar” demesini bekliyorum.
11) Alışverişe tek başıma çıkmayı seviyorum. Kıyafet, süper market fark etmez. Herkesin bir alışveriş hızı var. Ben bir saatte 50 mağaza bakabilirim mesela.
12) Yıllarca sizlere saçma gelen kurslara katıldım. Bu kurslar hayata bakışımı değiştirirlerken banka hesabımın suyunu çektirdiler. 30 yaşımdan sonra hevesim azaldı maalesef. Artık çok seçiciyim.
13) Blog yazıyorum ve çok zevkli. Siz de yazın, kim okur ki demeyin. Sadece siz okusanız da olur ve yazmaya devam edin. Mesela benimkini Mehmet (Denli) okumuş, şimdi beraber yazıyorum.
14) Örgü örmeye çok heves etmeme rağmen kimseye bir sıra bir şey örmeyeceğim. Dostluklarıma iyi gelmiyor bence. Bir de aklıma hep karpuz kollu kazak geliyor, anlayan anladı :)
15) Bir takıntım var, nevresim takımım beyaz olmalı. Misafirlikte veya otellerde sorun olmuyor ama evde mutlaka bembeyaz nevresimde yatmam lazım. Bu takıntının nedeni belli değil. Bir de mümkünse yorgan yün olmalı, diğerleri rahatsız ediyor. Son olarak yastık kuş tüyü olmalı. Prensesin uykusu çook önemli!
16) Bir sürü girişimcilik kitabı aldım. Biliyorum, bir gün olacak! Şimdilik aklıma gelen fikirleri minik deftere not ediyorum. Olacak olacak...
17) Kırmızı ruj sürünce direkt kırıtmaya başlıyorum.
18) Girdiğim ilk pilates dersinde bir kadın zart diye osurduğundan benim için pilates korkunç bir aktivite! Tabii o ders de ilk ve son pilates dersim oldu. Birisi “pilates dersinden geliyorum” derse aklıma “acaba osurmuş mudur?” sorusu geliyor.
19) “Caddeden” arkadaşlarımı çok seviyorum. Umarım hayatımın sonuna kadar onlarla dost kalırım ve Şaşkınbakkal, Suadiye, Caddebostan civarında takılmaya devam ederiz.
20)  Iphone’umu ayrıca çok seviyorum. Benimkinin adi Ayfer mesela.
21) Bozcaada dünyanın en güzel adası, tartışmam bile! “Nesini seviyorsun?” diyenlere verecek bir cevabım yok vallaha. Nedensiz sevgi de olur, şarkısı bile var.

Bu maddeye kadar okuduysanız ya beni seviyorsunuz ya da boş vaktiniz olduğu bir ana denk geldi. Ben beni sevdiğiniz kısmını seçiyorum. :) 

22) 2 yaz önce rüzgar sörfü öğrenmeye başladım. Bunu geliştireceğime söz veriyorum. Floransa’ya yakın sörf yapılacak yerler de buldum. Bana “Rüzgarın Kızı” diyebilirsiniz. Snowboard için aynı sözü vermiyorum ama elimden geleni yapacağım. Birinde suya düşüyorsunuz diğerinde karın üstüne, fark var.
23) Yemek yiyip de kilo almayan herkese istisnasız gıcık oluyorum, çok kıskanıyorum, nefret ediyorum. İnşallah bir gün hepiniz 1000 kg olursunuz.
24)  Bir müzik aleti çalmak çok isterdim ama yeteneğim yok. Allah o yeteneği annemle babama vermiş. Bir de benim yeteneğim olsaydı bando kurardık. (not: annem kanun, babam akordeon çalıyor)
25) En beğendiğim özelliğim hayalperest olmam. Bir zararını hiç görmedim diyebilirim.
26)  En sevmediğim özelliğim maymun iştahım. Bir şeye olan ilgim maalesef hemen geçiyor .
27) Caddebostan sahil yolunda yürümeyi, patene binmeyi, öylesine gezmeyi, Migros önünde oturup adalara bakmayı falan çok seviyorum. Elvide ve Serdar ile burada piknik yapacağız diye piknik sepetim dahi var. Bir gün piknik yapacağım, umudum var.
28) Ayrılırken bana “Hadi kendine iyi baaak” denmesinden pek hatta hiç  hoşlanmıyorum. Görüşürüz diyin,  Allaha emanet ol diyin, ay ne çok konuştuuun diyin (ki konuşmuşumdur) falan filan .. bana noluuur “kendine iyi bak” demeyin.
29) En sevdiğim filmler sırasıyla Shawshank Redumption, Eternal sunshine of the spotless minds ve La finestra di fronte (özellikle bu hayatıma yön vermemde çok etkili olmuştur, teşekkürler Ferzan Özpetek).
30) Hayatta en gurur duyduğum başarılarımdan biri Ayşe’nin (Yaltır) fularını çıkartıp atmasıdır
31) Fotoğrafçılıkla alakam yok ama bir gün foto makinası alacak olsam nikon alırdım
32) En lezzetli espresso illy marka kahve ile olur
33) Bahsetmezsem olmaz, kankardeşim var. Cebren ve hile il kanka olduk ama Ece’yi (Gürbüz) çok seviyorum

14 Aralık 2010 Salı

Capri


Capri'nin Napoli'den cekilmis harika bir fotografi

Capri bana hep 2. Dünya savaşı sonrası Avrupa’da yapılmış hala güzelliğini koruyan neo-klasik villaları hatırlatır.
60 ve 70 lerde dünya sosyetesinin, kraliyet ailelerinin, prenslerin, yıldızların en gözde mekanıydı.
Dik yokuşları, iki arabanın geçemeyeceği dar sokakları, geniş ve uzun plajlarının olmayışı büyümesine imkan vermedi.
Dünya Capri’nin yerine 80 lerden itibaren Saint Trope, İbiza, Mallorca’yı tercih ederken,
coğrafik bu olumsuzlugun, adada dönemin modern olan tüm yapıların, yollarının, plajlarının 50 sene sonra yeniden bu adayı çekim merkezi yapacağını kimse tahmin etmiyordu herhalde.
İşte bu yüzden Capri, gördüğünüzde hala çok etkileyici dediğiniz klasik villaları anımsatıyor.

Dünyada yiyeceğiniz en güzel İtalyan ve Akdeniz yemekleri, limonchello, dar ve rengarenk sokaklar, dik yamaçlardaki üzüm bağları arasında gün batımı ve şarap, Blue Grotto (deniz mağaraları)
ve tabiki Pablo Neruda.

Ana Capri'den bir muhtesem manzara
Mehmet Denli (13.12.2010)

Il Postino



1994 yapımı İl Postino fimi, Pablo Neruda’nın Capri’de geçen sürgün yılları sırasında, kendisine mektuplarını getiren postacı ile olan ilşkisini anlatır.
Adada düzenli olarak mektup alan bir tek Pablo olduğu için Mario vaktinin çoğunu onunla geçirir ve Pablo ona, hayatı, aşkı, sosyalizmi ve şiiri öğretir.

Pablo Mario’dan şiir yazarken, aşkını itiraf ederken; simile ve metafor kullanmasını, semboller ve benzetmelerle duygularını anlatmasını ister.
Beatrice’e aşkını anlatırken işler biraz karışır ama sürgün hayatı biten ve ülkesine dönen dostu Pablo’ya,
Capri’nin, dalgaların ve rüzgarın sesini anlatabilmek için çok değişik bir yöntem seçer.

Mehmet Denli (13.12.2010)

Is Rome worth one good man's life?



Russell Crowe’un muhteşem performansı, Ridley Scott dehası, en ufak bir kayma olmayan senaryo, harika bir casting, hepsi ayrı ayrı
Gladiator filminin başyapıt olması için yeterli.

Ama bence replikçiler için muhteşem bir arşiv Gladyatör.

‘’My name is Maximus Decimus Meridius…’’ ,‘’ I have only one more life to takeThen it is done…’’  ve Proximo’nun

‘’ In the end, we're all dead men. Sadly, we cannot choose how, or when. But what we can choose is how we decide to meet that end, so we are remembered forever as men’’
 gibi replikleri çoktan sinema tarihinin unutulmazları arasına girdi bile.

Fakat unutulmamalıdır ki, etkileyici olan her şeyin içinde biraz İtalya vardır;

Lucilla: Is Rome worth one good man's life? We believed it once. Make us believe it again. He was a soldier of RomeHonor him.

Mehmet Denli (13.12.2010)

5 Aralık 2010 Pazar

Floransa'daki noel pazarlari

Yilbasinin gelmesini en cok bu yuzden seviyoruuum, noel pazarlari kuruluyor. Bugun birine gittim, aslinda kimsenin birsey aldigi yok, herkes homini girlak yiyip iciyor ama gezmesi cok zevkli.
Ilk olarak en uzun suren, 1-19 Aralik arasinda Piazza S. Croce'de Alman Noel Pazari (Mercato tedesco di Natale) var. Sadece almanlar yok tabii, ingiliz, cek, avusturyali katilimcilar da var ama hepsi patik satiyor :) en eglenceli yeri yemek standlari. turisti italyani gozetmeden dunyanin dort bir yanindan gelenler bira, patates kizartmasi ve sosis uclusunu tuketiyor.
ikincisi sadece 19 Aralik pazar gunu Piazza S. Spirito'da, Kucuk Noel Fuari ( Fierucola di Natale).
Floransa'ya yakin yerlerdeki pazarlar icin www.firenzeturismo.it adresi ziyaret edilebilir.

Bronzino

Maden artik Fiorentinayiz, bu sehir ile en onemli bilgi ile basliyorum. Sehri gezdiginizde Medici ailesinin bu sehir uzerindeki etkisini hemen goruyorsunuz. 13. ve 17. yuzyillar arasinda bu sehri yoneten aile sanata olan ilgileriyle de dunyaca meshur. Su anda Palazzo Strozzi'de Bronzino sergisi var. Bronzino Medici ailesinin ressami ve sairi. Dunyanin dort tarafindan butun eserleri toplanmis ve hepsi birlikte sergileniyor. 24.09.10 - 23.01.11 tarihleri arasinda Floransa Palazzo Strozzi'de ziyaret edebilirsiniz

Eleonora di Toledo

Mina Mazzini

Mina Mazzini
O besteledi, söyledi, aynı bestelere Fikret Şenez söz yazdı Ajda söyledi ve hepimiz bu şarkılarla büyüdük.
Giorni - Ya sonra, Senze Fiato – Son Yolcu, Il Cigno Dellamore – Düşünme hiç, E Penso Ate – Seninleyim…

İyi olan her İtalyan markası gibi, kendine özgü oldu, ruhuna sadık kaldı ve hakkettiği saygıyı gördü.

Son söz; Ajda neden mi büyük??
Cevabı aşağıdaki Mina resminde….




Mehmet Denli (03.12.2010)