17 Aralık 2011 Cumartesi

Italianassimo – İtalyan dilinin en eğlenceli yanı - abartmalar (il superlativo)

İtalyanca dünyanın en müzikal dillerinden biri. Hiç İtalyanca bilmiyorsanız sohbet eden İtalyanları izleyip eğlenebilirsiniz. Hem ağızlarıyla hem de elleriyle konuşan bu topluluk aslında konuştukları dilden dolayı neşeli görünüyorlar. İtalyancada kelimeler hep sesli harfle bitiyor. Soru cümlesi yok. Bunu vurgularla anlatıyorsunuz. Bu nedenle sürekli inişli çıkışlı konuşmanız gerekiyor. Bir de benim bu dilde en sevdiğim ve İtalyanların en çok kullandıkları abartmalardan bahsedeceğim. Tabii abartının tersi küçültmeleri de bir o kadar kullanıyorlar. Bir dahaki sefere onları dikkatli dinleyin. Sürekli –issimmo, -issimma, -issimmi seslerini siz de fark edeceksiniz. En çok kullandıkları sanırım bellissimo/a (çok iyi, güzel anlamında). Ama söylerken de vurgu güçlü olacak. Beni tanıyanlar bilir, abartılı konuşmayı çok severim. Sanırım bu sebeple bu dilde en çok bu yanı seviyorum. Bu yazının başlığı da Italianissimo yani çok çok italyan gibi düşünebilirsiniz. Okuduğum kitap abartma ve küçültme yaparak bir kelimeden kaç farklı kelime türetilir örneğini vermiş. Ben de sizinle bunu paylaşacağım. Size bir İtalyan nasılsın diye sorarsa siz de “sto benissimo” (sıto benissimo) diyin, tamam mı?

Kelimemiz casa, ev demek

Casa (kasa):ev
Casina(kasina): küçük ev
Casetta(kasetta): terk edilmiş ev
Casaccia (kasaçça): kocaman ve görgüsüzce çirkin ev
Casona (kasona): kocaman ve çirkin ev
Casotto (kasotto): müştemilat
Casottino (kasottino): küçük müştemilat
Casale (kasale): çiftlik evi
Casamento (kasamento): kiralık ev
Casello (kasello): aletlerin konduğu yer
Casella (kasella): posta kutusu

16 Aralık 2011 Cuma

Kendi kendine italyanca öğrenmek isteyenlere kitap tavsiyesi

Kendin çok öğrendin de bize kitap mı tavsiye ediyorsun dediğinizi duymamış olayım! Öğrenmek için elimden geleni yapıyorum. Dante Beatrice’yi ölümsüzleştireceğim diye çoşmuş da coşmuş. Bir dil nasıl bu kadar zorlaştırılır, inanamıyorum. Suç bende değil, onda hıh!

Herkes için yapısal yolla italyanca Prof Dr Asım Tanış - İnkilap: bu kitap Türklerin düşünce mantığına göre anlatıyor. Asım Hoca’nın kitabı çoğu Türkçede almayan zamanları çok net açıklıyor.

İtalyan Düşünce Sistemiyle İtalyanca Öğrenimi Tekin Gültekin – Alfa: İtalya’da benim başvurduğum kaynak bu. Anlatımı bana daha rahat geliyor. Özellikle fiil çekimleri çalışmak için çok yararlı buluyorum

İtalyanca-Türkçe Sözlük Maalesef çok fazla seçeneğimiz yok. Ben Fono’nun sözlüğünü kullanıyorum. Oxford yayınlarının İngilizce-italyanca sözlüğü de çok başarılı. Artık akıllı telefonlar var. Burada en çok tavsiye edeceğim Word Reference Burada kelimenin bir çok kullanımı da veriliyor. Asla ama asla google translate kullanmayın. Eğer İngilizce bilmiyorsanız Türkçeden İngilizceye çevirin. Oradan İtalyancaya geçin.

Verbi Italiani İtalyan fiileri kitabı: Bunu Türkiye’de satan kitapevi görmedim. İtalya’dan sipariş edebilirsiniz. Kesinlikle sahip olmanız gerekiyor. İtalyanca’da fiillerin yarısı kuralsız. Bu kitapta hangi fiil nasıl çekilir çok net anlatıyor.

Italian Flashcards Son olarak özellikle kelime öğreniminde başarılı bulduğum bir siteyi tavsiye ediyorum. Kaydoluyorsunuz ve her gün emailinize bir cümle yolluyorlar. Hafife almayın, bayağı kelime öğreniyorsunuz.

Haydi Allah zihin açıklığı versin. Anlamadığınız olursa sorun. Ne yapar ne eder cevaplarım

14 Aralık 2011 Çarşamba

Italianissimo - Bölüm II: Tasarım

İtalyan tasarımı diyince benim aklıma ilk Alessi markası geliyor. Şöyle komik bir anımı anlatayım. İtalya’ya ilk defa sanırım 2002 yılında geldim. O ana kadar tasarım ile ilgili hangi kitaba elimi atsam Alessi meyve sıkacağını görüp yalanırdım. Geldiğimde baktım, limon sıkacağı sadece 50 eurcuk ve hemen aldım. O günden beri ailemin dilinden kurtulamam. Bizim kız bir limon sıkacağına 50 eur verdi, tabii evde kalır, hangi adam alır ki onu J ben tasarıma para verdim, limon sıkacağına değil! Hem gerçekten çok rahat limon, portakal sıkılıyor ama neyse … Moda, mimari ve otomobil tasarımda İtalyanlar çok başarılılar. Giorgio Armani, Roberto Cavalli, Prada, Gucci … say say bitmez. Burada benim çok sevdiğim İtalyan tasarımlarından bahsedeceğim.
Alessi meyve sıkacağı
Moka: Espressoyu ocakta yapan alet, yani İtalyan kahvesi için cezve diyebiliriz. Nasıl bizim cezvenin elektriklileri varsa bunun da var. Elinize moka geçerse şöyle kahve yapıyorsunuz; alttaki hazneye (A)  işaretli yere kadar su koyun. Üstündeki süzgece (B) moka için çekilmiş kahveyi koyu kaşığın tersi ile bastırıp sıkıştırın. Üstteki hazneyi (C) kapatıp ocağa koyun. Su kaynarken çıkan buhar kahveden geçip üst haznede kahve olarak tekrar sıvılaşıyor. Afiyet olsun … 
Mokanın iç görünümü


Bialetti marka moka
Mezzaluna: Yarım ay demek ve ince ince doğramak için kullanılıyor. Söylemesi ayıptır tasarım bir mezzalunam da var ama bu hediye geldi. Mezzaluna için ortası hafif çukur mutfak tahtası lazım. İkea’da set olarak gayet ucuza satılıyor.


Vespa: İtalya akla gelince ortalıkta vızır vızır gezen Vespaları düşünmeyeniniz yoktur. Vespa eşek arısı demek, çıkardığı sesten dolayı bu isim konulmuş ve de çok yakışmış. Benim en sevdiğim kırmızı 1985 model Vespa PK 50. Diğer modelleri nereden biliyorsun diye soracak olursanız evimde Vespa posteri asılı, bütün modeller var. 
1985 model Vespa PK 50
Fiat 500: Dünya şirini bir otomobil. Floransa’da (tüm İtalya'da da vardır kesin) Fiat 500 Kulubu var ve arada sırada Pazar günleri her beraber şehri turluyorlar. Yeni modeli de eski modelleri de hala kullanımda. Bunda da favorim eski modeller ve tabii kırmızı renk!

1972 model Fiat 500
Venedik Gondolu: Venedik kanallarındaki kullanım aracı. Günümüzde genellikle turistik amaçla kullanılıyor. Hepsi el yapımı ve kanunen siyah olmak zorundalar. Gondolcular Venedik’in en çok kazanan kişileri. Her önüne gelen gondolcu olamıyor. Sıkı bir eğitimden ve sınavlardan geçiyorsunuz. Venedik tarihini, yabancı dili ve gondol kullanımı çok iyi olması gerekiyor. Ağustos 2010’da Giorgia Boscolo Venedik’in ilk kadın gondolcusu oldu.  
Giorgia Boscolo









6 Aralık 2011 Salı

Neden saclarina ak dusmus arkadas? ... Bir 34 yas yazisi ...

Gecen sene yazdigin eglenceli 33 mumlu pasta yerine 4 mevsim pizza yazimdan sonra bu sene de 34 yas yazisi yazmak istedim. Neden? Cunku insan kendini hissettigi yastadir, iste ben de kendimi tam 34 hissediyorum. Nasil mi hissediyorum, soyle ... O elmaslar icin Afrika'da bir suru masum insan oluyor diye takmayi reddettigim, takanlari elestirdigim pirlanta kupeleri, yuzukleri,kolyeleri kuyumcu vitrininde gorunce gozlerim parliyor, salgalarim akiyor, bildiginiz vitrine yapisiyorum. Hayvanlari kurkleri icin oldurmek canilik diyip diyip kendimi 2. el magazalarda vizon paltolari oksarken buluyorum. Aliyor muyum, asla! Ama artik kendime bu tur luks urunleri sevdigimi rahatlikla itiraf ettigim ve bundan utanmadigim yasta hissediyorum. Ornegin eskiden botox yaptiranlara hiimm olmamis gozuyle bakarken once gizli gizli, sonra aleni bir sekilde nerede, kim daha basarili botox yapiyor diye arastirmaya basladigim yastayim. Bunda utanilacak sikilacak bir sey de hissetmedigim yastayim. Ben annemlerin zamanindaki 34 yasindaki kadinlar gibi degilim, daha genc ruhluyum diye kendimi kandirmaya calistigim ama aci gercegi de hic bir zaman unutmadigim yasta hissediyorum. Boyle uzayip gidiyor iste hissettiklerim ama sakin mutsuz oldugumu dusunmeyin. Hayatimin en huzurlu, mutlu donemini yasiyorum ve cok sansli oldugumun farkindayim. Sanirim bu sefer cok uzun bir yazi yazmaya gerek yok. Yaslanmak ayip bir sey degil. Bilakis sevdikleriniz ile birlikte cok eglenceli bir sey. Hatta bize asilanan butun mutsuzluklara ragmen cok eglenceli. Gecen sen defterime yasamaya dair siirini yazmisim ki ben siirden hic hoslanmam. Bu sefer sizle paylasayim istedim. Siz de okuyun ve her seyin kiymetini bilin. 

YASAMAK SAKAYA GELMEZ,
BÜYÜK BİR CİDDİYETLE YASAYACAKSIN
BİR SİNCAP GİBİ MESELA,
YANI, YASAMIN DIŞINDA VE ÖTESİNDE HİÇBİR ŞEY BEKLEMEDEN
YANI, BÜTÜN İŞİN GÜCÜN YASAMAK OLACAK.

YAŞAMAYI CİDDİYE ALACAKSIN,
YANI, O DERECEDE, ÖYLESİNE Kİ,
MESELA, KOLLARIN BAĞLI ARKADAN, SIRTIN DUVARDA,
YAHUT, KOCAMAN GÖZLÜKLERİN,
BEYAZ GÖMLEĞİNLE BİR LABORATUARDA
İNSANLAR İÇİN ÖLEBİLECEKSİN,
HEM DE YÜZÜNÜ BİLE GÖRMEDİĞİN İNSANLAR İÇİN,
HEM DE HİÇ KİMSE SENİ BUNA ZORLAMAMIŞKEN,
HEM DE EN GÜZEL,
EN GERÇEK ŞEYİN YASAMAK OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE.

YANI, ÖYLESİNE CİDDİYE ALACAKSIN Kİ YASAMAYI,
YETMİŞİNDE BİLE, MESELA, ZEYTİN DİKECEKSİN,
HEM DE ÖYLE ÇOCUKLARA FALAN KALIR DİYE DEĞİL,
ÖLMEKTEN KORKTUĞUN HALDE ÖLÜME İNANMADIĞIN İÇİN,
YASAMAK, YANİ AĞIR BASTIĞINDAN.
NAZIM HIKMET

1 Aralık 2011 Perşembe

VIII Floransa Bienali (3-11 Aralik 2011)

Bu mutevazi blogum sayesinde tanistigim sevgili Aydin Arkun (http://www.aydinarkun.com.tr/) sayesinde bu sene  Floransa'da Bienal oldugundan haberim oldu. Uye oldugum sosyal sayfalarda surekli ilani cikiyor ama bir de ben yazayim istedim. Bienale katilim sarti ya daha once bir bienale katilmis olacaksiniz veya Uluslararasi Bilim Komitesi tarafindan taninmis bir artist olacaksiniz. Bu yilki 8. Floransa Bienali 3-11 Aralik tarihleri arasinda ve 70 ulkeden 600 sanatci katiliyor. Yaklasik 60 kadar Turk Sanatci olacak. Bu seneki katilimcilardan biri de siradisi tasarimci Agatha Ruiz de La Prada. Diger etkinliklere bu sayfadan bakabilirsiniz. Bienale gittikten sonra fotograflari eklerim. 


http://www.florencebiennale.org

30 Kasım 2011 Çarşamba

Italianissimo - Bölüm I: Yeme İçme (Devam)

5- Makarna (La Pasta): Her gün yesem yine yerim, yine canım çeker. Dünyanın en basit ve en lezzetli yemeği makarna bence. Haşla, üstüne azıcık zeytinyağı ve peynir rendesi, hooop afiyetle mideye indir. Sırf makarna-pizza yapayım diye stand mixer aldım. Hepinizi taze taze makarna yemeye beklerim. İtalyan yeme içme kültüründe makarna primo piatto, yani ana yemekten önce yenen bir yemek. Benim için ana yemek. Açıkçası İtalyanlar gibi üstüne bir de et yiyemiyorum. Aşağıdaki fotoğrafda bütün makarna çeşitlerini görebilirsiniz. İtalya’da her bölgenin kendine özgü makarna çeşidi var. Mesela Toscana bölgesinin spagettisinin adı Pici. Neredeyse hepsi durum buğdayından yapılıyor ve bu sebepten dolayı çok doyurucu ve lezzetliler..  Aklınızda bulunsun, 25 Ekim Dünya Makarna Günüdür.


6- Pizza: İtalyan mutfağının en sevdiğim yanı basit ve çok lezzetli olması. Pizza aslında fakir balıkçıların yemeğiymiş. Romalıların “picea” adını verdikleri sadece hamur ve zeytinyağıdan yaptıkları basit bir foccacia( İtalyan ekmeği) türüymüş. 1600lü yılların sonda domates hayatlarına girince dünyanın en lezzetli yemeklerinden biri bulunmuş oluyor. 1889 yılında Kraliçe Margherita bu bölgeye ziyarete gelince şef Raffaele Esposito kraliçenin şerefine domates, mozzarella ve fesleğenden oluşan ve yeni İtalyan bayrağını temsil eden pizzayı yapıyor. O günden sonra buna pizza margherita deniyor. Benim favori pizzam da bu. Öyle karmakarışık malzeme dolu pizzaları sevmiyorum. Dünyada pizzanın lezzetli yapıldığı yer Napoli. Şaraplarda DOCG tanımlamasını pizzada Napoli pizzaları için söyleyebiliriz.


7- Gnocchi : İtalyancada en zor telaffuz ettiğim kelimelerin başında gelir ve nasıl Türkçeye çevireceğimi bilmiyorum. Patates ununa su katın, oluyor J Alice’de izlemiştim. Aslında bu da fakir yemeği. Buğday yetiştirecek kadar para olmadığı dönemde tarlalara patates ekmişler ve unu un haline getirip ondan hamur elde etmişler. Bu da makarna gibi primo piatto olarak yeniyor. Benim tavsiye ya 4 peynirli sosla ya da pesto sosla yiyin. Afiyet olsun ...

4 peynir soslu gnocci
8- Zeytinyağı: İtalyanlar neden uzun ve sağlıklı yaşıyorlar? Çünkü her gün 1 çay bardağı kadar kaliteli  zeytinyağı tüketiyorlar. Kalbimizin dostu zeytinyağ. Ben ekmeği kızartıp üstüne sızma zeytinyağını döküp peynirle bir güzel yiyorum. Bu menüden de hiç bıkmam. Siz de margarini bırakıp zeytinyağına geçin. Sadece kalbe değil cildinize de sürün, saçınıza da sürün. Masaj için en faydalı yağ zeytinyağıdır mesela. Ama pahalı olduğundan tercih edilmez. 


9- Şarap: Şarabı yazsam mı bilemedim çünkü bence Fransızlar çok daha başarılılar. Ama en azından şirin mi şirin Chianti şarabını yazayım. Kırmızı beyaz kareli masa örtüsü ve üzerinde sepet içinde Chianti ev yapımı şarap. Toscana bölgesi Chianti şarapları dünyaca meşhur ama devlet sahteciliği önlemek için bütün bölgeyi kontrol altında tutuyor. İtalya’da trattoriada yemek yediğinizde mutlaka ev şarabı için. Neredeyse her yerde çok lezzetlidir. Bir de Türkiye’de çok bulunmayan bir şey. Gelmişken yerel lezzetleri tadın derim. 

sepetinde chianti şarabı








Italianissimo - Bölüm I: Yeme İçme



İtalya’da yaşayarak az çok İtalyanlar hakkında bilgi sahibi oldum. İtalyanları bir italyanın kaleminden öğrenmek için Luigi Barzani’nin “The Italians” kitabını okumamı tavsiye ettiler. Onu aldım ama daha okumadım açıkçası. Benim favorim bu kitap, Italianissimo. Yazarlar Toscana’da yıllardır yaşayan bir Amerikalı, Lise Apatoff ve İtalyan Louise Fili. Kitabın başında İtalya’da her şey daha lezzetli, kulağa daha hoş gelir ve daha güzel durur diye yazmışlar. İtalyanların en iyi yaptığı 40 şeyi maddelemişler ama beaperativo, n içlerinden benim en çok beğendiğim, daha doğrusu sevdiklerimi sizinle paylaşacağım.

1- Aperativo: Neredeyse her yazımda bir aperativo geçer. Neden? Çünkü çok seviyorum. Bence italyanın sosyal yaşamının en güzel örneği bu. İşçi, avukat, işsiz, öğrenci, ev kadını vs. hepsi bir barın önünde toplanıp ellerinde kadeh, minik tabaklara atıştırmalık doldurup çene çalıyorlar. Yemekten önce iştah açmak için içilen içki gibi açıklanıyor. Maalesef kilo almamın baş sebebi olsa da bana gelen her misafirimi aperativoya götürüyorum. Keşke Türkiye’de de bunu başarabilsek ama o bedava açık büfeyi görünce bizim millet ne rekor denemeleri yapmaya kalkışır, düşünmek istemiyorum. Mutlaka Aperol Spritz deneyin. Genellikle aperativo saat 19:00’da başlar ve 22:00 gibi biter.
http://www.travelettes.net
2 - Kahve: Bir kahveyi aynı makinadan kaç farklı şekilde elde edebilirsiniz? Espresso, cappuccino, macchiato, corretto, lungo, doppio stretto, americano … Aman dikkat, sakın ama sakın nescafe istemeyin. Bu istek İtalyanlarda alerji yapıyor. İtalyada İtalyan olun ve espresso için. İtalyanın hangi şehrinde olursam olayım sabahları yolda yürürken geçtiğim bütün barlardan mis gibi kahve kokusu yayılır. Bir de çıngır çıngır fincan-kaşık sesi. Bu ülkede en sevdim özelliklerden biri de bu. İki işin arasında mutlaka bir kahvede durulur ve hüüüp, espresso mideye indirilir. Bu arada benim favori kahve markam Illy.
http://www.kareyhelms.com/2010/07/a-perfect-pour-by-plaid


Ekim 2009 Torino - Çağlar ve ben ve bacio-fior di latte
3 - Dondurma (Il Gelato): Saat 5 çay vakti’nin İtalyan versiyonu dondurma saati. Saat 5’de sokağa  çıkın, herkesin elinde dondurma var. Dondurmayı anlatmaya gerek yok. İtalya’da benim favorim Grom. Gittiğiniz şehirde mutlaka Grom var mı diye sorun ve bacio ve fior di latte yiyin. Yeri gelmişken dondurmanın tarihini yazayım. İnternette araştırdım. Dondurmanın tarihi, M.Ö. 4. yüzyıla dayanır. Boğazına düşkünlüğü ile tanınan Roma imparatoru Neron, gladyatör dövüşlerini seyrederken, kendisine lezzetli yiyecekler sunan çeşni başlarını ödüllendirirmiş. Çeşni başlarından biri, bir gün dağın zirvesinden topladığı karları bir kaba doldurmuş, üzerine bal ve çeşitli meyve parçaları dökerek, imparatora sunmuş. Neron, o güne kadar hiç tatmadığı bu yiyeceği çok sevmiş. Ertesi gün de köle ordusunu kar toplamaya göndermiş. Karın üzerine bal ve ezilmiş meyve döktürerek, tarihin ilk dondurmasını hazırlatmış. Dondurmanın tarih içinde tüm dünyaya yayılması da şöyledir:
13. yüzyılda Marco Polo Çinlilerin buz ve süt karışımını öğrenerek bu metodu Avrupa’ya götürmüştür. Zaman içinde buzlu tarifler ortaya çıkmış Fransız ve İtalyan restoranlarında çok ünlenmiştir.1676 senesinde Paris’te 250’ye yakın dondurmacı olduğu bilinir. 1851’de Jacob Fussel, ABD’de dondurma yapıp satmaya başlamıştır.Değişik maddelerle hazırlanan dondurmanın İtalyanlara özel ‘Semi-Freddo’ adında bir çeşidi vardır. Dondurma yapılırken karışım dondurulmadan önce içine kremalı bir bisküvi katılarak bu ünlü dondurma hazırlanır.

4- Balsamik Sirke (Aceto Balsamico): Gerçek balsamik sirke Emilia-Romagna bölgesindeki Modena şehrininkiymiş. Diğerlerinin hepsi çakmaymış (şaka şaka, bunlarda lezzetli ama gerçeği Modena’dan gelen). Bu nedenle ben marketten alırken hep Aceto Balsamico di Modena yazanlardan alıyorum. 

           



 

28 Kasım 2011 Pazartesi

Orta İtalya'da bir kayak merkezi – Abetone (Pistoia)

www.abetone.com sayfasindan bir fotograf
Aralık ayı geldi. Floransa’da hava soğuk ama hala güneş var. Ben iki arkadaşımla birlikte Ocak 2012’de Fransa’ya kayağa gideceğim ama hafta sonları için Floransa’dan günü birlik gidilebilecek kayak merkezlerini araştırdım ve en mantıklısının Abetone olduğuna karar verdim. Hafta sonları Floransa SMN tren istasyonundan direkt otobüs seferleri var. Hafta içi gitmek isterseniz Pistoia’ya kadar trenle veya otobüsle gidip oradan Abetone otobusune binebilirsiniz. Sanırım Orta İtalya’nın en meşhur yeri burası. Çoğu kayak okulu burada ders veriyor. Toplam pist uzunluğu 50 km ve snow park da var.  Eğer bir haftalık kayak tatili için İtalya’ya gelmek isterseniz Kuzey İtalya Alplerini tavsiye ederim. Özellikle İtalya Avusturya sınırındaki kayak merkezleri çok güzel. Bir de Cutigliano-Doganaccia (Pistoia) var. Abetone’ye göre daha sakin bir yer. Eğer kayak sporuna yeni başlıyorsanız tavsiye edilir. Toplam pist uzunluğu 10 km.

Alessandro Martini … Dünyanın en güzel içkisinin yaratıcısı

Alessandro Martini
İtalya’nın en çok sevdiğim özelliklerinden biri aperativo. Nedir bu aperativo diye soracak olursanız, akşam saat 6-7 gibi bir barda buluşuluyor, açık büfe atıştırmalıklar ve yanında içki alıyorsunuz.  İçkiye para verip yediklerinizi yanında bedava ve sınırsız alıyorsunuz. Ben aperativonun doğum yerinin Milano olduğunu sanırdım ama yanılmışım. Bir pazarlama dahisi olan Alessandro  Martini ürettiği vermutları zenginlere ve ünlülere pazarlamak  için 1800lu yılların sonunda Torino’da son derece şık barlar açılmasını sağlıyor. Bir gazetede Alessandro Martini ile ilgili bir makale okuyunca bloğuma yazayım istedim.

Martini 1834 yılında benim sevgili gurbetim Floransa doğmuş  ama Martini ailesi daha iyi hayat şartları için Torino’ya taşınıyor. Aile fakir olduğundan Alessandro 14 yasında eğitimini bırakıp Fransa’ya ihracat yapan bir içki fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlıyor.  Daha sonra satış bölümüne terfi ediyor ve şirkete ortak oluyor. Onunla ortak olanlardan biri de bitki uzmanı Luigi Rossi. Luigi şirketin ürettiği vermuta değişik ülkelerden gelen aromatik bitkileri ekleyerek yeni tatlar elde etmeye başlıyor. 1860’da büyük ortaklardan Carlo Re ölünce şirketin adı Martini, Sola & Cıa oluyor ve Genova limanına yakın bir şehirde yeni bir fabrika açıyorlar. Torino’da açılan şık barların sonucu olarak vermut o kadar ünlü oluyor ki sonunda Kral Vittorio Emanuele II vermut üreticilerini Kraliyet Kararnamesi ile koruma altına alıyor. 1879 yılında Sola’nın ölümüyle şirketin kontrolü tamamen Martini ve Rossi’ye geçiyor. Martini sürekli seyahat ederek içkiyi dünyaya pazarlıyor. 1903 yılına gelindiğinde Martini & Rossi dünyada 70 ülkede bilinen meşhur bir içecek oluyor.


Mason localını üyesi olduğundan Martini sivil toplum kuruluşlarıyla da çalışıyordu. Bunlardan biri Bank of İtaly’nin yönetim kurulu üyeliği, Torino il meclis üyeliği sayılabilir. 1901 yılında İtalya Kraliyeti tarafından verilen Üstün Hizmet Madalyası’na (Cavaliere del Lavoro) layık görülen ilk iş adamlarından biridir.

Martini’nin 1905 yılında öldükten sonra işi damadı Enrico Govean devralıyor. Ancak nedendir bilinmez Govean Martini ailesinin bütün hisselerini Rossi’nin 4 oğluna devrediyor. Şirketin adı Martini&Rossi olarak kaliyor ama ailenin hiç bir hissesi kalmıyor. 1992 yılına gelindiğinde Luigi Rossi’nin 5. Jenerasyon torunları firmayı 1.4 trilyon USD karşılığında Bacardi firmasına satıyorlar. Firmanın yeni adı artık Bacardi-Martini oluyor. Günümüzde dünyada ilk 10 içki firmasından biriler.

kaynak: The Florentine TF153

20 Ekim 2011 Perşembe

Fat Tire Bike Tour - Paris

Tamam, kabul ediyorum, Paris hakkında çok yazı yazdım ama bunu yazmam lazım. Aslında neredeyse 1 ay önce katıldım ama kısmet şimdi yazmakmış. 24.09.2011 cumartesi günü Paris'de Fat Tire Bike Tour'a katıldım. Toplamda 4 saat süren bir tur ama 4 saat bisiklet üzerinde gezmiyorsunuz. Arada durup meydanlar, binalar hakkında bilgi topluyorsunuz. En sonunda da bir parkta 1 saat kadar mola verip başlangıç noktasına geri dönüyorsunuz. Paris sokaklarında çete gibi bisikletle gezmek çok zevkliymiş. Turun lideri Amerikalı bir çocuktu. Fransızca hiç konuşmuyor ve 3 yıldır orada yaşıyormuş. Amerikalı olmak bu işte! Adam Fransa gibi bir ülkede yerel dili öğrenmeye gerek duymadan yaşayabiliyor :) Turun fiyatı 28 EUR. Değdi mi derseniz... Gidip bisiklet kiralayıp tek başına gezmektense bir eğlenceli bir rehber eşliğinde gezmek çok daha zevkli derim. Aşağıda fotoğraflar koydum. Web adresleri http://fattirebiketours.com/paris Paris'in dışında Berlin, Londra ve Barselona'da da aynı tur var. Sabah, öğleden sonra ve bir de gece turları mevcut. Ben öğleden sonra gurubuyla çıktım.
Dün yolda buna benzer bir Floransa bisiklet turu gördüm ama 3 kişilerdi. Floransa'da daha çok yürüyüş turları var. Minicik şehir ne de olsa :)

buluşma noktamız Eyfel Kulesi'nin güney ayağı

bunlardan birini seç bakalım

tabii ki kırmızı seçtim

yola çıktık ve ilk ışıklarda bekliyoruz. herkes bize bakıyor :)

göbekten döneceğiz, çok heyecanlı




parkta bisikletle gezmek yasak, yürüyoruz

dinlenmece

turu tamamlamadan az önce hatıra fotosu çektirdim

Tiramisu Tarifi (Yasemin Yalçınkaya usulü)

İtalya’da yaşayıp da lezzetli tiramisu yapamamak olmaz, değil mi? Sevgili Yasemin’e tarif için çok teşekkür ederim. Çok lezzetli ve çok da hafif bir tatlı oluyor. Afiyet olsun!

Malzemeler*:
-1 yumurta (sarısı ve beyazı ayrı)
- 1 çorba kaşığı toz şeker
- 50 gr mascarpone (bulamazsanız tuzsuz labne peyniri)
- toz kakao
- savoiardi (kedi dili bisküvisi)
- espresso (bulamazsanız koyu nescafe)
- isteğe bağlı likör (ben baileys koyuyorum)

*Bu malzemeleri istediğiniz miktara göre arttırın. Yani 2 yumurta, 2 kaşık toz şeker … gibi

-     Önce yumurta sarısı ile şekeri mikser yardımı ile çırpın. Daha sonra peyniri ekleyerek yaklaşık 10 dakika daha çırpın.


- Yumurta akını önce düşük hızda, daha sonra yüksek hızda 15 dakika kadar çırpın. Katı bir forma girmesi lazım.



       - Tahta kaşık yardımı ile yumurta akını şekerli karışıma karıştırın. Yumurta    akının sıvılaşmamasına dikkat edin. Azar azar, havalandırarak karıştırın



                - Kedi dillerini likörlü kahveye batırıp kabınıza dizin


- Üstüne hazırladığımız karışımı dökün ve işlemi bir kat daha tekrarlayın.
- En son kakaoyu elek ile bütün kabın üstüne yayın. 


- En az 12 saat dolapta bekletin ki her malzeme bir güzel birbirine kaynaşsın
- Sonra dostlarınızla bir güzel afiyetle yiyin. Ben Ceylan (Akış) ve Arzu(Dede) ile nefis bir siyah çay eşliğinde yedim





17 Ağustos 2011 Çarşamba

İtalyan meydan, cadde, sokak isimlerinin sahipleri kimler - II

Giuseppe Garibaldi
İtalya'da Vittorio Emmanuel kadar çok göreceğiniz bir başka cadde ismi ise en az onun kadar koyu bir vatansever olan Giuseppe Garibaldi olacak.

1860lı yıllarda Giuseppe Garibaldi
Garibaldi 1807 yılında Nice'de bir balıkçının oğlu olarak doğar. 15 yaşında annesinin dini adam olma baskısından kaçmak için denizlere açılır. 25 yaşına geldiğinde diplomalı bir kaptandır. Bu yıllarda Giuseppe Mazzini liderliğindeki "Genç İtalyanlar" partisine katılır. Partinin hedefi o zamanlar büyük çoğunluğu Avusturya ve Papalık kontrolünde olan İtalya'nın birleşip bağımsızlığını kazanmasıydı. Garibaldi'nin bu harekete katılmasında doğduğu şehir Nice'in 1814 yılında Sardenya-Piemonte Krallığı'na geçmesinin büyük rol oynadığı söylenir. Piemonte Krallığını devirme girişimi başarısız olunca Garibaldi idam cezası alır ve Güney Amerika'ya kaçar.
Yıllarca Güney Amerika'da , Brazilya ve Uruguay'da deniz ticareti yapar. Uruguay'da diktatöre karşı ayaklanmayı kazanan ve Uruguay'a bağımsızlığını kazandıran birliğin başında Garibaldi vardı.
Garibaldi, bu yıllar içinde Londra'da sürgün hayatı süren Mazzini ile bağını hiç kopartmadı. 1848 yılında Avrupa'daki ayaklanmalar olunca Garibaldi Nice'e geri döner. 1849 yılında Sicilya'daki guruplara katılmak için oraya giderken Roma'da kalıp Papalık için savaşan Fransız güçlerine karşı oluşan devrimci hükumete katılmaya karar verir. Bu oluşum Fransızlara karşı savaşı kaybedip, Garibaldi de Güney Amerika'lı karısını burada kaybedince Toskana'ya ve oradan Nice'e kaçar. Nice'den tekrar Amerika kıtasına sürülür. 1850 yıllarının ortasında kadar deniz adamı olarak hayatını sakin bir şekilde sürdürür. Bu yıllarda Londra'da yaşayan ve İtalya'ya dönüş izni çıkan Mazzini'yi ziyaret eder. Mazzini, Sicilya'da toprak alıp çiftlik hayatı sürme planları yapmaktadır. Tabii kafasında İtalya'nın birleşip bağımsızlığını kazanması da vardır. Bu plan artık 2011 yılında İtalya'da 150 yılını kutlayan "İtalya'nın dirilişi" hareketi olarak anılacaktır.
Garibaldi Mayıs 1860 yılında 1000 tane gönüllü ile Sicilya ele geçirilir. Eylül 1860 yılında ise Napoli Krallığı da İtalya'ya bağlanmıştır. 1860 yılında Sardenya Kralı 2. İtalya Kurtuşul Savaşı'nda Avusturya'ya karşı İtalya'ya yardım eden Napoleon III'e Nice'i hediye eder ve Nice Fransa'ya geçer. 1860 yılının sonunda Fransız güçlerin Roma'dan çekilmesiyle Roma da İtalya'ya geçer ve İtalya kurulmuş olur. Giuseppe Garibaldi artık bir kahramandır. 1882 yılında hayatını kaybetti.. Kırmızı gömleği onun imajıdır ve Sicilya'yı beraber fethettiği 1000 gönüllüye "1000 Kırmızı Gömlekli" denirdi.


Couch Surfing

Daha önce nasıl duymadım bilmiyorum ama dünya gezginlerinin facebook'u bu site, yani www.couchsurfing.org
Nedir bu couch surfing? Türkçesi divan arama olarak da söylenebilir. Eğer ekonomik tatil yapmak istiyorsanız bu siteye üye diğer üyelerden onların evinde konaklama izni alıyorsunuz. Eğer o kişi müsaitse sizi kabul ediyor ve onun evinde, onun şartlarında konaklıyorsunuz.
Benim CS ile tanışmam Nisan 2011 gibi oldu. Evimde genellikle misafir olduğundan ben nadiren surfer (konaklayan kişiye surfer deniyor) kabul edebiliyorum. Bu arada mutlaka birisini evinize kabul etmek zorunda değilsiniz. Kahve içmek, kültür alışverişi için de buraya üye olabilirsiniz. Hobilere göre guruplar var. Örneğin bisiklete binmeyi seven birisi Floransa'ya gelecekse o şehrin gurubuna bisiklete binmek isteyen olur mu diye teklif yazabiliyor. Aynı şehirdeki CS üyelerini kaynaştırmak için de organizasyonlar düzenleniyor. Daha önce Hospitality Club üyeleri bunu organizasyonu kurmuşlar. 25 USD vererek buraya yardım edip adresinizi onaylatabiliyorsunuz. Bunun zorunluluğu yok ama kalacak yer ararken seçimde yardımcı oluyor. Verified üyeler genellikle ciddi olanlar olarak düşünebilirsiniz.
Bu organizasyon güvenli mi? Benim iki misafirim de beklediğimden çok iyi çıktılar. Her şehirde CS muhtarları var. Acil durumlarda bunları veya CS merkezini arayabiliyorsunuz. İlk misafirim Litvanya'dan geldi. Dünyalar tatlısı Zelma yaklaşık 60 yaşında ve sırt çantasıyla dünyayı geziyor. Daha sonra Texas'dan 20 yaşındaki Justin geldi. Her ikisi de inanılmaz düzenli insanlardı. Ben misafir konusunda çok seçiciyim. Justin'i kabul ettim ama mesela sadece kadınları kabul ediyorum. Hafta sonu misafir kabul etmiyorum.
Daha hiç gidip başkasında kalmadım ama Stockholm seyahatimde bu organizasyonu kullanmak istiyorum. Onu da ayrı bir yazıda paylaşırım.

12 Ağustos 2011 Cuma

Fransız Rivierası – Monaco ve Eze Köyü


Monaco
Monaco ve Monte Carlo İstiklal Caddesi kadar alana kurulmuş ama zenginlik akan bir ülkecik. Ülkeyi araba ile 5 dakikada turlayabiliyorsunuz. Limandaki tekneler, ki bütün Fransız Riviera’sındaki ortak özellik bu tekneler, saray ve kumarhaneler ülkedeki önemli unsurlar. Bir de Formula 1 var, onu kesinlikle unutmamak lazım. Monaco Grand Prix’si şehir içinde koşulan tek F1 yarışı. Sarayın yanında Napoleon Müzesini de gezdik. Saray’da 12 tane oda geziyorsunuz ama Napolen Müzesi daha hoşuma gitti. Sokakla gayet nezih ama zaten kaç tane sokak var ki! Bir de Monaco Katedrali var. Ben genellikle kiliseye girmem ama Ekin çok güzel olduğunu söylediğinden girdim. Dediğine göre buradaki Çarmıhtaki İsa gülüyormuş. Hemen para var, huzur var diye espri yaptık. Hediyelik eşya alacaksanız bizim gibi sarayın karşısından almayın. Aynıları içerdeki sokaklarda yarı fiyatına. Değişik olarak Monaco birası içtik. Tuborga benzeyen bir tadı var. Açıkçası buradaki halk da zenginliklerinden olacak son derece kibirliler. Benim yaşayabileceğim bir yer değil. Zaten gezmek için yarım gün yeterli. Eğer kumar oynamıyorsanız siz de benim gibi sıkılırsınız, kesin!!! Burasını fotoğraflarla anlatmak daha doğru. Ülke bir kompakt bir makinenın kadrajına sığabiliyor ama Türkiye’den kat kat zengin. Gerisini siz düşünün. Bir tek Grace Kelly'e çok ama çok üzüldüm. Ülkedeki en güzel insanmış ama güzeller çok yaşamaz ki!



şehrin ortasında havuz






ülke bu kadar :)








saray muhafızı

saray meydanı







Monaco Ucubesi (!)
Eze
Eze’den önce Cap D’Ail’e uğramak istedik ancak sahile inmeyi başaramadık. Burada çok tatlı bir sahil varmış, Mala Beach. Siz giderseniz benim için de denize girin. Burada Eze Köyüne devam ettik. Burada bir sahil tarafı var, bir de eski Eze Köyü. Önce eski köyü gezdik. Kayalıklar üstünde. Araba giremiyor. Şato içinde geziniyor gibisiniz. Her yer otel olmuş ama sokaklarda yürümek çok zevkli. Bayağı yokuş tırmanıyorsunuz ama çok şirin şirin sokaklardan aşağı iniyorsunuz. Burayı da fotoğraflarla açıklamak daha güzel olur. Sonra denize inmeye sahile gittik. Deniz maalesef çakıl ve sahilin eni çok dar. Yiyecek içecek alabileceğiniz bir yer ve de kabin yok. Sadece bir özel plaj var ama oraya da bakmadık. Denize girip biraz dinlenip eve döndük.