27 Nisan 2011 Çarşamba

İtalya'da yemek yeme adabı

Hemen basma kalıp cümle ile giriş yapayım; "Her ülkenin kendine göre gelenek görenekleri vardır". Evet, vardır ve konu yemek olunca İtalya'da kanunlar var kanunlar! Bunun yanında turismuslara da çok alışkın bir memleket olduklarından yapılan hataları çok takmıyorlar ama siz sevgili okuyucularımın Zehra gibi bir kılavuzu var, sizi İtalyanlara rezil ettirmem! Gelin size bir kaç yazılı olmayan kuraldan bahsedeyim. Tatile geldiğinizde bilinçli turismuslar olarak gezinin. 


1. Cappuccino içme vakti: Bakın bu çok çok çok önemli. Canım ne zaman isterse o zaman cappuccino içerim diyorsanız sizin Amerikalı turistten farkınız yok demektir. Aslında cappuccino içme vakti İtalya içinde de çok değişiyormuş. Mesela Roma'da saat 10:00'dan sonra içerseniz polis sizi tutuklayabilir ama Milano'da kahvaltı daha geç yapıldığından 13:00'e kadar içebilirsiniz. Şaka bir yana, cappuccino bir kahvaltı içeceği, günün geri kalanında içilmez, içilmemeli. Belki saat 17:00de arkadaşlarla buluştuğunuzda içilebilir. Yemeklerden sonra garson size kahve ister misiniz diye sorarsa o tek hüplük espressodur. Yemekten sonra sütlü bir içeceği ancak ve ancak turistler içer. Eğer espresso çok sert geliyorsa espresso lungo için, bizim türk kahve fincanı dolusu kadar geliyor. Kahve çok önemli, aman atlamayalım. 
2. Kırmızı şarap, Beyaz şarap: Çok basit bir kural. Kırmızı etle kırmızı şarap, beyaz etle beyaz şarap. Benim gözlemim genellikle İtalyanların kırmızı şarap sevdiği yönünde ama kırmızı şarap sevmeyip her yemekle beyaz şarap içen İtalyan dostlarım da var. Başka ölümcül bir kural ise kırmızı şarap asla soğutulmamalı. Beyaz şarap ise soğuk içilmeli. Ancak bazen kırmızı şarap o kadar sıcak geliyor ki ben kuralı hiçe sayıp soğutuyorum, özellikle ev şaraplarını oda sıcaklığında içemiyorum. Ama sakın sakın sakın kırmızı veya beyaz şarabın içine buz atmayın. Vallaha anında sınır dışı edilirsiniz. 
3. Kahvaltı: İtalyanların kahvaltı anlayışı cappuccino ve kruvasandır. Bizim gibi tostlar, sucuklu yumurtalar, bardak bardak çay yok, beklemeyin. Son yıllarda otellerin kahvaltı salonlarında domates, peynir görür oldum. Demek turistlerden çok şikayet geliyor ama bir italyanla kahvaltı yapacaksanız kahve, meyveli yoğurt, kruvasan yersiniz. 
4. Makarna yeme adabı: Sakın ama sakın makarnayı veya lazanyayı bıçak kullanarak yemeyin. Bu pişirene hakaret sayılıyor. Çok sert olmuş da ancak keserek yeniyor demek olduğundan sadece çatal kullanarak yiyin.Spagettiyi de sakın kaşığa dolayıp yemeyin, büyük kıroluk sayılıyor. Sadece çatal kullanıyoruz. Yeni öğrendiğim bilgiyi aktarayım. Spaghetti alla bolognese (kıymalı makarna) diye bir şey yokmuş. Orijinal adı pasta al ragu imiş. Bir de makarna ile ekmek yemek pek hoş karşılanmıyor. 
5. Yemek sipariş sırası: Bu çok kafa karıştırıcı çünkü bizden biraz farklı. Yemek sipariş etme sırası şöyle; başlangıçlar (antipasti), i primi (makarna, spaghetti, risotto), i secondi (balık, tavuk, kırmızı et), salata, peynir, meyve, tatlı ve kahve (espresso tabii :), grappa (sindirime yardımcı süperalkolik içkileri) ve hesap :) eğer salatayı önceden istiyorsanız uyarın, ölümcül bir hata olmuyor.
6. İstemediğiniz yemeği baştan almayın: Bir eve misafir gittiniz veya lokantada yiyeceksiniz. Bir yemeyi sevmediğinizi baştan söyleyebilirsiniz, bunu saygıyla karşılarlar. Ayıp olur diye yemeye kalkmayın çünkü İtalyan yemek kültürü doymaktan öte zevk alarak yemek demektir. Tabakta bırakıp ev sahibini kıracağınıza baştan almayın. 

24 Nisan 2011 Pazar

Mantarlı Kiş

Mantarlı Kiş
Mantarlı Kiş 
Artık büyüdüm de size yemek tarifi veriyorum ama kiş pişirmede ustalaştığım için gönül rahatlığıyla palaşabilirim. Kiş aslında fransız böreği ve çay kahve muhabbetlerinde benim favorim. Ben size kepekli undan yapılmış, son derece sağlıklı bir kiş tarifi vereceğim. Tarif için Arzu Aygen'e (Beyaz unsuz şekersiz hamur işleri, 100% Doğal, 100 Tarif HAYY Kitap) çok teşekkür ederim. Hatta email atıp bizzat teşekkür ettim bile! Hemen tarife geçelim ...


Malzemeler (Kişilik):
Kiş Hamuru için:
- 3 su bardağı tam buğday unu
- 1 tatlı kaşığı doğal kaya tuzu
- 1 yumurta
- 3 yemek kaşığı soğuk su 
- 125 gr tereyağ (oda sıcaklığında)
Mantarlı harç için:
- 700 gr mantar
- 1/2 çay bardağı zeytinyağı
- 1 soğan
- bir tutam kaya tuzu
- 1 diş sarımsak
- 1 tatlı kaşığı toz kimyon
- 1/2 çay kaşığı karabiber
- 1 yemek kaşığı limon
- 1 demet maydanoz
Peynirli karışım için:
- 3 yumurta
- 200 ml sıvı süt kreması
- 1 çay bardağı eski kaşar rendesi
- isterseniz bir tutam muskat rendesi


- Kiş hamurunu yaparken unu elemek lazım ama itiraf ediyorum, ben elemeden koyuyorum. Tuzu, yumurtayı, suyu ve minik parçalar halinde tereyağı ekleyip yoğurun. Ancak çok da yoğurmayın. Hamur kıvamını alınca azıcık unlanmış tezgaha alın ve merdane ile tart kalıbına yerleştirecek şekilde açın. Ben kişler için kenarı tırtıklı kalıp (çapı 24 cm) kullanıyorum, şekli böyle hoşuma gidiyor. çok derin olmayan kek kalıbı da kullanılabilir. Kalıba yerleştirdikten sonra çatalla hamurun üzerinde delikler açın. Bunun nedeni fırında kabarmasını engellemekmiş. Hamuru 1 saat buzdolabında bekletin. 

buzdolabında beklemis hamur

- Kiş hamuru dinlenirken mantarlı harcı hazırlayabilirsiniz. Ben soğumasını beklememek için öne harcı, sonra hamuru hazırlıyorum. Biri soğurken diğeri dinleniyor. Mantarları incecik doğrayın (kalın da olur aslında, benimkiler genellikle kalın). Tavada zeytinyağı kızdırıp ince dilimlenmiş soğanı  (bakın bunların ince olması lazım)tuzla kavurun. Sonra mantarları ilave edin. Üstüne kimyon ve karabiber ekleyip harlı ateşte kavurun. Limon suyu ve maydanozu ekleyip soğumaya bırakın.
mantarlı harç
- Fırınınızı 200 (turbo 180) dereceye ısıtın. 
- Peynirli karışım için önce yumurtaları çırpıyoruz. Sona diğer malzemeleri ekleyip tekrar karıştırıyoruz.
- Kiş hamurunun üstüne mantarlı harcı yayın. Bunun üstüne de peynir karışımını dökün. 
- yaklaşık 45 dakika fırınlayın.
- Afiyet olsun ...

21 Nisan 2011 Perşembe

La Tessera Sanitarià (yabancilar icin)

Neredeyse 2 yildan sonra ben de bir Tessera Sanitarià edindim. Usengeclik hat safhada ama sonunda bu sabah gidip hallettim. Gozumde buyuttugum kadar zor bir islem degilmis, sadece 10 dakika surdu. Eger Italya'da yasamaya baslayacaksaniz hemen cirktmanizi tavsiye ederim. Basiniza bir kaza gelirse acil servis size ucretsiz hizmet sunuyor ama doktora gitmeniz gerektigi durumda bu kart cok ise yariyor. Ayrica uzerinde codice fiscale de oldugunda cogu yerde kimlik olarak da kullanilabiliyor. 
Asagidaki evraklarla birlikte bulundugunuz sehirdeki ASL noktalarindan birine basvuruyorsunuz ve hemen cikartiyorlar. Bir de aile doktoru secmeniz lazim. Firenze icin benim gittim ASL ofisinin adresi soyle: Via Gabriele D'annunzio 29 05562641 burasi merkezde olmadigindan sira olmuyor. sabah 8'de aciliyor, 7.45 gibi giderseniz olur. 


- Pasaport
- permesso di soggiorno
- carta di identità
- codice fiscale
- residenza (aslinda carta di identità ustunde yaziyor ancak ben Biella'dan transfer oldugum icin Firenze Belediyesi'ne yaptigim basvurunun kopyasini verdim)


aman hic hastalanmayalim :)
Sirada ehliyet alma maratonum var, bu biraz daha zorlu gececek. Onu da alinca anlatirim. 

20 Nisan 2011 Çarşamba

16 Nisan 2011 Slow Art Day

Bu etkinlikten çok önce bahsetmek isterdim ama ben de bir "slow human" olduğumdan ancak sıra gelebildi. Slow Movement (yavaş hareket) kapsamında Slow City duymuştum, Slow Food zaten her gün hayatımda, Slow Living derken ilk defa Slow Art duydum. Sloganları "Get Inspired, not tired". Floransa'da 2 haftada bir yayınlanan ingilizce dergi The Florentine (http://www.theflorentine.net ) sayesinde bu etkinlikten haberim oldu. Bu sene 16 Nisan uluslararası Slow Art günüymüş ve dünyada 90 şehirde yavaş sanat etkinlikleri düzenleniyormuş (www.slowartday.com). Slow Art'ın amacı az sayıda esere, daha uzun süre, sindire sindire bakmakmış. Floransa'daki etkinlik kapsamında Palazzo Strozzi'deki Picasso, Dali ve Miro sergisinden seçilen eserlere uzun uzun baktık. Ben sergiyi geçen hafta gezdiğimden resimlere daha az süre baktım. Sergiye başlamadan önce bize bir dosya verdiler ve her esere en az 15 dakika bakıp sorulan soruları tartışmamızı istediler. Seçilen eserlerin hepsi bu üç ressamın gençlik dönemine ait resimlerdi. Açıkçası hiçbir soruya cevap veremedim. Sadece hayatınız boyunca resmetmek istediğiniz yer neresi olurdu sorusuna İstanbul diyebildim. Hatta ilk gezdiğimde "ay bu resmi bedava verseler evime asmam" demiştim, assam iyi olurmuş, bunu öğrendim :) Katıldığım grup çok eğlenceli teyzelerden oluşan bir gruptu. Malum, Ye Duat et Sev filminden sonra İtalya bekar Amerikalı kadınlarla doldu. Benimkiler emekli, botokslu ve yılın 9 ayı Floransada, 3 ayı ise Kaloforniya'da yaşayan neşeli şen dullardı. Teyzeler resimleri anlatırken bir ara koptum ama böyle bi grup çalışması çok hoşuma gitti. Komiktir, aynı ekiple 27 Nisanda örgü örme gecesine katılacağım. 
Uzun lafın kısası yaşadığınız şehirdeki müzelere yıllık giriş üyeliği alıp arada sırada uğrayıp seçtiğiniz eserlere daha uzun süre bakmanız isteniyor. Vakti olana güzel fikir ama ben açıkçası müze gezmeyi çok sevmiyorum. Bir defa bakmak bana yetiyor. Siz benim gibi olmayın, uzun uzun bakın. Bir sonraki  Slow Art Day 28 Nisan 2012, şimdiden not alın!

İtalyan marketlerindeki Türklere yabancı sebzeler meyveler

Dünyanın en gereksiz yazısı gibi gelebilir ama olsun, ben yazacağım. Aşağıda sayacağım liste için sakın "aaa ama Macro'da var" demeyin çünkü Macro Market sadece concon mahallelerde var, sayılmaz. 


Finocchio (taze rezene): hemen bir bilgi vereyim, finocchi italyan argo dilinde ibne demek. Bunun yanında salata için çok lezzetli bir sebze. Fotoğrafta da gördüğünüz gibi son derece tipsiz, tadı da anasonlu turp gibi, değişik. marul, havuç ve finocchi üçlüsü benim favorim. Pişirilerek de yeniyormuş ama hiç denemedim. Yasemin bana bir tarif verdi, denersem sizinle paylaşırım. 
taze taze finocchi
Mirtelli (blueberry veya yaban mersini): yaban mersinini çok duyardım ama ilk defa İtalya'da yedim. Markette herkesin sepetinde görünce ben de hemen aldım. Antioksidan özelliğinden dolayı çok faydalıymış. Bakın İtalyanlar bunları yiyip yiyip ölmüyorlar. Uzun yaşamak istiyorsanız kara üzüm (habbesiyle yenilmeli) ve yaban mersini tüketin. Benim favori tüketme şeklim sabahları müsli ve yoğurt ile birlikte mideye indirmece :)


Yaban Mersini (mirtelli)
Asparagi (Kuşkonmaz): itiraf ediyorum, yıllarca bu sebze ile dalga geçtim. İtalya'da da yememeye direndim ama sonunda alıp pişirdim. Vallaha çok da lezzetli değil, ha brokoli, ha brüksel lahanası ha kuşkonmaz. Mutlaka üstüne sos, peynir,beşamel vs dökmek lazım, tek başlarına gitmiyorlar. Ancak her tatsız tuzsun sebze gibi kuşkonmaz da çok yararlı. Neredeyse bütün vitaminler var, özellikle kalp sağlığımız için çok önemliymiş. Yine tekrar ediyorum, bu dinazor İtalyanlar bu sebzeyi çok tüketiyorlar. Uzun yaşamanın sırrını İtalya'da çözdüm haha!


kuşkonmazgiller
Bir de tropik meyveler var ama onlara girmiyorum. Bunun yanında Türklerin tükettiği ama italyan marketlerde bulunmayan da şunlar; yoğurt, ah yoğurt, şöyle lezzetli yoğurt ... buradakilerin hepsi ayran kıvamında maalesef. Bir kaç yunan yoğurdu denedim ama ı ıh, ben sütaş yoğurdumu istiyorum. Bir de tam yağlı beyaz peyniri özlüyorum. Burada greek feta cheese diye geçiyor ama onu ancak ecnebiler yer(!). Bulgur yok, salça yok, tahin pekmez yok, simit yok, helva yok, sucuk yok, rize çaykur çay yok (hoş, bu artık türkiye'de de çok yok, pazarı Lipton ele geçirdi) :) asıl önemlisi kereviz yok kereviz :) burada bizim yediğimiz gibi kökünü değil sapını çiğ yiyorlar. Bakın eksikliğini hissetmedim ve beni mutlu eden tek yoksunluk be! geri kalanları vallaha çok arıyorum. napalım, biz de bunları gelen misafirlerimize sipariş ediyoruz. Bunlar da olsa İtalya'nın Almanya'dan farkı olmaz, değil mi?