30 Kasım 2011 Çarşamba

Italianissimo - Bölüm I: Yeme İçme (Devam)

5- Makarna (La Pasta): Her gün yesem yine yerim, yine canım çeker. Dünyanın en basit ve en lezzetli yemeği makarna bence. Haşla, üstüne azıcık zeytinyağı ve peynir rendesi, hooop afiyetle mideye indir. Sırf makarna-pizza yapayım diye stand mixer aldım. Hepinizi taze taze makarna yemeye beklerim. İtalyan yeme içme kültüründe makarna primo piatto, yani ana yemekten önce yenen bir yemek. Benim için ana yemek. Açıkçası İtalyanlar gibi üstüne bir de et yiyemiyorum. Aşağıdaki fotoğrafda bütün makarna çeşitlerini görebilirsiniz. İtalya’da her bölgenin kendine özgü makarna çeşidi var. Mesela Toscana bölgesinin spagettisinin adı Pici. Neredeyse hepsi durum buğdayından yapılıyor ve bu sebepten dolayı çok doyurucu ve lezzetliler..  Aklınızda bulunsun, 25 Ekim Dünya Makarna Günüdür.


6- Pizza: İtalyan mutfağının en sevdiğim yanı basit ve çok lezzetli olması. Pizza aslında fakir balıkçıların yemeğiymiş. Romalıların “picea” adını verdikleri sadece hamur ve zeytinyağıdan yaptıkları basit bir foccacia( İtalyan ekmeği) türüymüş. 1600lü yılların sonda domates hayatlarına girince dünyanın en lezzetli yemeklerinden biri bulunmuş oluyor. 1889 yılında Kraliçe Margherita bu bölgeye ziyarete gelince şef Raffaele Esposito kraliçenin şerefine domates, mozzarella ve fesleğenden oluşan ve yeni İtalyan bayrağını temsil eden pizzayı yapıyor. O günden sonra buna pizza margherita deniyor. Benim favori pizzam da bu. Öyle karmakarışık malzeme dolu pizzaları sevmiyorum. Dünyada pizzanın lezzetli yapıldığı yer Napoli. Şaraplarda DOCG tanımlamasını pizzada Napoli pizzaları için söyleyebiliriz.


7- Gnocchi : İtalyancada en zor telaffuz ettiğim kelimelerin başında gelir ve nasıl Türkçeye çevireceğimi bilmiyorum. Patates ununa su katın, oluyor J Alice’de izlemiştim. Aslında bu da fakir yemeği. Buğday yetiştirecek kadar para olmadığı dönemde tarlalara patates ekmişler ve unu un haline getirip ondan hamur elde etmişler. Bu da makarna gibi primo piatto olarak yeniyor. Benim tavsiye ya 4 peynirli sosla ya da pesto sosla yiyin. Afiyet olsun ...

4 peynir soslu gnocci
8- Zeytinyağı: İtalyanlar neden uzun ve sağlıklı yaşıyorlar? Çünkü her gün 1 çay bardağı kadar kaliteli  zeytinyağı tüketiyorlar. Kalbimizin dostu zeytinyağ. Ben ekmeği kızartıp üstüne sızma zeytinyağını döküp peynirle bir güzel yiyorum. Bu menüden de hiç bıkmam. Siz de margarini bırakıp zeytinyağına geçin. Sadece kalbe değil cildinize de sürün, saçınıza da sürün. Masaj için en faydalı yağ zeytinyağıdır mesela. Ama pahalı olduğundan tercih edilmez. 


9- Şarap: Şarabı yazsam mı bilemedim çünkü bence Fransızlar çok daha başarılılar. Ama en azından şirin mi şirin Chianti şarabını yazayım. Kırmızı beyaz kareli masa örtüsü ve üzerinde sepet içinde Chianti ev yapımı şarap. Toscana bölgesi Chianti şarapları dünyaca meşhur ama devlet sahteciliği önlemek için bütün bölgeyi kontrol altında tutuyor. İtalya’da trattoriada yemek yediğinizde mutlaka ev şarabı için. Neredeyse her yerde çok lezzetlidir. Bir de Türkiye’de çok bulunmayan bir şey. Gelmişken yerel lezzetleri tadın derim. 

sepetinde chianti şarabı








Italianissimo - Bölüm I: Yeme İçme



İtalya’da yaşayarak az çok İtalyanlar hakkında bilgi sahibi oldum. İtalyanları bir italyanın kaleminden öğrenmek için Luigi Barzani’nin “The Italians” kitabını okumamı tavsiye ettiler. Onu aldım ama daha okumadım açıkçası. Benim favorim bu kitap, Italianissimo. Yazarlar Toscana’da yıllardır yaşayan bir Amerikalı, Lise Apatoff ve İtalyan Louise Fili. Kitabın başında İtalya’da her şey daha lezzetli, kulağa daha hoş gelir ve daha güzel durur diye yazmışlar. İtalyanların en iyi yaptığı 40 şeyi maddelemişler ama beaperativo, n içlerinden benim en çok beğendiğim, daha doğrusu sevdiklerimi sizinle paylaşacağım.

1- Aperativo: Neredeyse her yazımda bir aperativo geçer. Neden? Çünkü çok seviyorum. Bence italyanın sosyal yaşamının en güzel örneği bu. İşçi, avukat, işsiz, öğrenci, ev kadını vs. hepsi bir barın önünde toplanıp ellerinde kadeh, minik tabaklara atıştırmalık doldurup çene çalıyorlar. Yemekten önce iştah açmak için içilen içki gibi açıklanıyor. Maalesef kilo almamın baş sebebi olsa da bana gelen her misafirimi aperativoya götürüyorum. Keşke Türkiye’de de bunu başarabilsek ama o bedava açık büfeyi görünce bizim millet ne rekor denemeleri yapmaya kalkışır, düşünmek istemiyorum. Mutlaka Aperol Spritz deneyin. Genellikle aperativo saat 19:00’da başlar ve 22:00 gibi biter.
http://www.travelettes.net
2 - Kahve: Bir kahveyi aynı makinadan kaç farklı şekilde elde edebilirsiniz? Espresso, cappuccino, macchiato, corretto, lungo, doppio stretto, americano … Aman dikkat, sakın ama sakın nescafe istemeyin. Bu istek İtalyanlarda alerji yapıyor. İtalyada İtalyan olun ve espresso için. İtalyanın hangi şehrinde olursam olayım sabahları yolda yürürken geçtiğim bütün barlardan mis gibi kahve kokusu yayılır. Bir de çıngır çıngır fincan-kaşık sesi. Bu ülkede en sevdim özelliklerden biri de bu. İki işin arasında mutlaka bir kahvede durulur ve hüüüp, espresso mideye indirilir. Bu arada benim favori kahve markam Illy.
http://www.kareyhelms.com/2010/07/a-perfect-pour-by-plaid


Ekim 2009 Torino - Çağlar ve ben ve bacio-fior di latte
3 - Dondurma (Il Gelato): Saat 5 çay vakti’nin İtalyan versiyonu dondurma saati. Saat 5’de sokağa  çıkın, herkesin elinde dondurma var. Dondurmayı anlatmaya gerek yok. İtalya’da benim favorim Grom. Gittiğiniz şehirde mutlaka Grom var mı diye sorun ve bacio ve fior di latte yiyin. Yeri gelmişken dondurmanın tarihini yazayım. İnternette araştırdım. Dondurmanın tarihi, M.Ö. 4. yüzyıla dayanır. Boğazına düşkünlüğü ile tanınan Roma imparatoru Neron, gladyatör dövüşlerini seyrederken, kendisine lezzetli yiyecekler sunan çeşni başlarını ödüllendirirmiş. Çeşni başlarından biri, bir gün dağın zirvesinden topladığı karları bir kaba doldurmuş, üzerine bal ve çeşitli meyve parçaları dökerek, imparatora sunmuş. Neron, o güne kadar hiç tatmadığı bu yiyeceği çok sevmiş. Ertesi gün de köle ordusunu kar toplamaya göndermiş. Karın üzerine bal ve ezilmiş meyve döktürerek, tarihin ilk dondurmasını hazırlatmış. Dondurmanın tarih içinde tüm dünyaya yayılması da şöyledir:
13. yüzyılda Marco Polo Çinlilerin buz ve süt karışımını öğrenerek bu metodu Avrupa’ya götürmüştür. Zaman içinde buzlu tarifler ortaya çıkmış Fransız ve İtalyan restoranlarında çok ünlenmiştir.1676 senesinde Paris’te 250’ye yakın dondurmacı olduğu bilinir. 1851’de Jacob Fussel, ABD’de dondurma yapıp satmaya başlamıştır.Değişik maddelerle hazırlanan dondurmanın İtalyanlara özel ‘Semi-Freddo’ adında bir çeşidi vardır. Dondurma yapılırken karışım dondurulmadan önce içine kremalı bir bisküvi katılarak bu ünlü dondurma hazırlanır.

4- Balsamik Sirke (Aceto Balsamico): Gerçek balsamik sirke Emilia-Romagna bölgesindeki Modena şehrininkiymiş. Diğerlerinin hepsi çakmaymış (şaka şaka, bunlarda lezzetli ama gerçeği Modena’dan gelen). Bu nedenle ben marketten alırken hep Aceto Balsamico di Modena yazanlardan alıyorum. 

           



 

28 Kasım 2011 Pazartesi

Orta İtalya'da bir kayak merkezi – Abetone (Pistoia)

www.abetone.com sayfasindan bir fotograf
Aralık ayı geldi. Floransa’da hava soğuk ama hala güneş var. Ben iki arkadaşımla birlikte Ocak 2012’de Fransa’ya kayağa gideceğim ama hafta sonları için Floransa’dan günü birlik gidilebilecek kayak merkezlerini araştırdım ve en mantıklısının Abetone olduğuna karar verdim. Hafta sonları Floransa SMN tren istasyonundan direkt otobüs seferleri var. Hafta içi gitmek isterseniz Pistoia’ya kadar trenle veya otobüsle gidip oradan Abetone otobusune binebilirsiniz. Sanırım Orta İtalya’nın en meşhur yeri burası. Çoğu kayak okulu burada ders veriyor. Toplam pist uzunluğu 50 km ve snow park da var.  Eğer bir haftalık kayak tatili için İtalya’ya gelmek isterseniz Kuzey İtalya Alplerini tavsiye ederim. Özellikle İtalya Avusturya sınırındaki kayak merkezleri çok güzel. Bir de Cutigliano-Doganaccia (Pistoia) var. Abetone’ye göre daha sakin bir yer. Eğer kayak sporuna yeni başlıyorsanız tavsiye edilir. Toplam pist uzunluğu 10 km.

Alessandro Martini … Dünyanın en güzel içkisinin yaratıcısı

Alessandro Martini
İtalya’nın en çok sevdiğim özelliklerinden biri aperativo. Nedir bu aperativo diye soracak olursanız, akşam saat 6-7 gibi bir barda buluşuluyor, açık büfe atıştırmalıklar ve yanında içki alıyorsunuz.  İçkiye para verip yediklerinizi yanında bedava ve sınırsız alıyorsunuz. Ben aperativonun doğum yerinin Milano olduğunu sanırdım ama yanılmışım. Bir pazarlama dahisi olan Alessandro  Martini ürettiği vermutları zenginlere ve ünlülere pazarlamak  için 1800lu yılların sonunda Torino’da son derece şık barlar açılmasını sağlıyor. Bir gazetede Alessandro Martini ile ilgili bir makale okuyunca bloğuma yazayım istedim.

Martini 1834 yılında benim sevgili gurbetim Floransa doğmuş  ama Martini ailesi daha iyi hayat şartları için Torino’ya taşınıyor. Aile fakir olduğundan Alessandro 14 yasında eğitimini bırakıp Fransa’ya ihracat yapan bir içki fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlıyor.  Daha sonra satış bölümüne terfi ediyor ve şirkete ortak oluyor. Onunla ortak olanlardan biri de bitki uzmanı Luigi Rossi. Luigi şirketin ürettiği vermuta değişik ülkelerden gelen aromatik bitkileri ekleyerek yeni tatlar elde etmeye başlıyor. 1860’da büyük ortaklardan Carlo Re ölünce şirketin adı Martini, Sola & Cıa oluyor ve Genova limanına yakın bir şehirde yeni bir fabrika açıyorlar. Torino’da açılan şık barların sonucu olarak vermut o kadar ünlü oluyor ki sonunda Kral Vittorio Emanuele II vermut üreticilerini Kraliyet Kararnamesi ile koruma altına alıyor. 1879 yılında Sola’nın ölümüyle şirketin kontrolü tamamen Martini ve Rossi’ye geçiyor. Martini sürekli seyahat ederek içkiyi dünyaya pazarlıyor. 1903 yılına gelindiğinde Martini & Rossi dünyada 70 ülkede bilinen meşhur bir içecek oluyor.


Mason localını üyesi olduğundan Martini sivil toplum kuruluşlarıyla da çalışıyordu. Bunlardan biri Bank of İtaly’nin yönetim kurulu üyeliği, Torino il meclis üyeliği sayılabilir. 1901 yılında İtalya Kraliyeti tarafından verilen Üstün Hizmet Madalyası’na (Cavaliere del Lavoro) layık görülen ilk iş adamlarından biridir.

Martini’nin 1905 yılında öldükten sonra işi damadı Enrico Govean devralıyor. Ancak nedendir bilinmez Govean Martini ailesinin bütün hisselerini Rossi’nin 4 oğluna devrediyor. Şirketin adı Martini&Rossi olarak kaliyor ama ailenin hiç bir hissesi kalmıyor. 1992 yılına gelindiğinde Luigi Rossi’nin 5. Jenerasyon torunları firmayı 1.4 trilyon USD karşılığında Bacardi firmasına satıyorlar. Firmanın yeni adı artık Bacardi-Martini oluyor. Günümüzde dünyada ilk 10 içki firmasından biriler.

kaynak: The Florentine TF153