1 Nisan 2014 Salı

Siamo Quatro Gatti - 4 Kedicik kaldık

Malumunuz 30 Mart 2014 Pazar günü Türkiye'de yerel seçimler vardı. Yaşanan hile, yalan dolan ... Bunları burada anlatmayacağım ama bugün canım ülkemde tam da 1 Nisan'a yakışan, şaka gibi bir olay yaşandı.

Pazar günü oy verme işlemi tamamlandıktan sonra çoğu yerde, özellikle CHP'nin güçlü olduğu şehir ve belediyelerde inanmazsınız elektrikler gitti. Evet, yıl 2014 ve nedense tesadüf ki, tam da seçim akşamı, oy sayımı sırasında elektrikler gitti. Halkın tepkisi sonucu, koskoca Enerji Bakanımız Taner Yılmaz konuya kendi çapında açıklık getirdi ve trafolara kediler (evet, bildiğimiz pisicik) girdiğinden elektriklerin kesildiğini söyledi. Bu olayın absürdlüğünü tartışmayacağım ama aklıma gelen İtalyanca bir deyimi burada hemen yazasım geldi.

- Essere in Quattro Gatti (okunuşu: essere in kuatro gatti) : tam Türkçe çevirisi 4 kediyiz ama esas anlamı çok azız, yani bizdeki kimsecikler yok, in cin top oynuyor deyiminin İtalyancası.

Bu köhne zihniyete karşı kendimi son derece '4 Kediyiz' hissediyorum ...

Güzel günler bizi bekler, moral bozmak yok, yola devam ....




21 Şubat 2014 Cuma

Son Derece Amatör Bir Blog

Bu konuya ne başlık koysam bulamadım, umarım yazacaklarıma uygun olmuştur.

Floransa'ya taşındığım ilk günlerde sürekli gittiğim, pizzası çok hafif ve bir o kadar da lezzetli olan bir lokantayı blogumda da paylaşmıştım. Bu bahsettiğim 2010 Kasım ayı döneminde yazdığım bir yazıydı. Daha sonra defalarca bu yere gittim ve her seferinde çok memnun kaldım. Ancak 2 gün önce posta kutuma bir email geldi. Tatil için Floransa'ya giden bir çift, sağ olsunlar blogumu okuyup buraya yemeğe gitmişler ancak bana hastaneden email attılar, yedikleri yemekten zehirlenmişler ve 2 gündür hastanedelermiş. Yani kısaca tatilleri gerçek anlamda zehir olmuş. Benden o tavsiye yazısını silmemi istediler. Öncelikle bu çifte tekrar çok çok geçmiş olsun diliyorum. İstekleri üzerine o tavsiye yazısını sildim. Ancak emailin sitemkar olması beni çok daha üzdü. Yurt dışı seyahatlerinde gıda zehirlenmesi çok sık karşılaşılan bir durum. Ben bu yüzden yanımda mutlaka önem olarak ilaçlarla seyahate çıkarım. Daha önemlisi bu blog tamamen amatör bir blog ve tavsiyelerimden, yardımlarımdan kesinlikle hiç bir ücret almıyorum. Gelen bütün emaillere olumlu/olumsuz dönmeye çalışıyorum. Tavsiye ettiğim her yer benim sürekli gittiğim, zevk aldığım ve sizlerin de bu zevki almanızı istediğim için yazılmıştır. Ama o lokantalar el değiştirebilir, kötü niyetli bir aşçı işe girmiş olabilir vs... Bundan lütfen beni sorumlu tutmayın. Burası tamamen amatör bir tavsiye sitesidir. Zorunlu olarak açıklama yapmak gereğini duydum

Hiç hastalanmayalım, hep sağlıklı ve mutlu olalım, güzel güzel gezelim...


Jean Kelimesinin Etimolojisi

Vallaha bu bilgiyi yeni öğrendim, anında sizinle paylaşmak istedim.

Sevgili İtalya'mızın meşhur liman şehri Cenova'da bir o kadar meşhur kadife kumaş üreten bir fabrika varmış. Yakışıklı, edeleli, kas yığını denizcilerimiz de zorlu deniz şartlarına dayansın diye seferlerinde bu kumaşları giyerler, taşıdıkları malların üstlerini de yağmurdan, güneşten korumak için bu kumaşla örterlermiş. Yine pantolonlarını deniz suyuyla yıkayıp güneşte kurumaya bırakırlarmış. Günümüzde moda olan taşlama da sanırım buradan geliyor. Neyse gel zaman git zaman bu yakışıklı denizcilerimiz Avrupa'daki limanlara gittikçe oradaki denizciler de bu kumaşın farkına varmışlar. Fransız arkadaşlar bu kumaşı kopyalamak için çok uğraşmışlar ama bir türlü aynısını kopyalayamamışlar. Ancak bu kumaşa çok yakın bir kumaş Fransa'nın güneyindeki Nimes şehrinde üretilmiş ve Cenova'daki fabrika yerine kumaşın pazarlamasını Fransızlar yapmış ve böylece bu kumaş ünlenmiş. Günümüzde Jean kumaşına 'Denim' denmesinin nedeni 'De Nimes' yani Nimes şehrinden gelen anlamındaki kelimedir. Jean denmesinin nedeni de Cenova şehrinin Fransızcasının Gênes olması diye söylüyorlar. Her gün totomuzdan çıkartamadığımız Blue Jean ise 1873 yılında Jacob Davis ve Levi Strauss tarafından bulunuyor.

Bu arada Cenova çok güzel bir İtalya şehirdir ama tabii bir Floransa değildir

Kaynak: Gülfem Oral Ekinci, Wikipedia

3 Şubat 2014 Pazartesi

Bir Yurda Dönüş Hikayesi - Son Bölüm

13 ay bitti ve artık İtalya'yı o kadar çok özlemiyorum. Tamam, arada azıcık ufacık minnacık özlüyorum tabii ama olacak o kadar! Meselaaa bisikletimi hala çok çok çok özlüyorum. Melike ve Ekin ile aperativoya gidip geyik yapmayı çok özlüyorum. Sei Divino'da aperol spritz içmeyi özlüyorum. Floransa'nın kusursuz mimarisini özlüyorum. Yasemin ve onun süper tatlı sıpalarını özlüyorum. Özlem ile çay-kısır gecelerimizi özlüyorum ama artık Özlem de İstanbul'da yaşıyor ve akşamları iş çıkışı yine çay/kısır geceleri yapıyoruz. Sonracığımaaa Kocakafalı Federicocuğumu çok özlüyorum amaaaa insanın kendi evi de başka güzel be! İnanmazsınız doblo sürücülerine bile alıştım :) (yalan söyledim, alışmadım ve hiç bir zaman da alışmayacağım. Ana avrat küfür etmeye devam!)

Yerli malı yurdun malı stayla İstanbul'dan İtalya'yı anlatamıyorum sevgili okuyucularım. Bana tekrar yazı yazsana diyen takipçilerim, sizleri çok seviyorum ama olmuyor işte. Daha doğrusu vakit buldukça oturup blog yazmak yerine ya spor salonuna gidiyorum ya da yatıp uyuyorum. Yazmam gereken konu sayısı yirmiyi aştı, bir ara oturup hepsini yazacağım, söz!Mesela bir sürü yemek tarifi var sırada ama üşengeçlikten hiçbir şey yapmıyorum. Şu anda okuduğunuz yazıyı da bloguma yazmayı çok özlediğimden ve an itibariyle yapacak işim olmamasından dolayı yazıyorum.

Son yazdığım yazının üstünden bayağı zaman geçti. Daha önceden benim gibi yurt dışında yaşamış ve Türkiye'ye geri dönenlerin söylediği gibi bir süre sonra seni uyuz eden her şeye alışıyormuşsun kiii öyle oldu, söylenmeyi bırakıp nelerden mutsuz olduğumu bulup çözebileceklerimi çözüp çözemeyeceklerim için şaçımı başımı yolmayı bırakınca hayat daha bir güzel oldu. Mesela evimden (Bahçelievler Ağaoğlu My City) çok mutsuzdum, hoop Bağdat Caddesi'ne geri taşındım. Zaten yıllardır çalıştığım şirketim de ani bir kararlar tüm ofisleri Çerkezköy'e taşıma kararı alınca artık Bahçelievler'de yaşamanın bir anlamı da kalmadı. Ocak 2014 itibariyle yeni işimde çalışıyorum ve artık Levent'de bir plaza kadınıyım.

Bu arada yazmadan geçemeyeceğim, İstanbul'a iyi ki dönmüşüm çünkü 31 Mayıs'da Taksim'de başlayan Gezi parkı protestolarına bizzat katılabildim. Eğer İtalya'da olsaydım çok içimde kalırdı. Cadde Kızı Zehra hayatında ilk defa kendi çapında anarşik olaylara katıldı :) Sonraaaa üniversite yıllarından beri sıkı takipçisi olduğum Pole Dance için İstanbul'da kurs buldum ve yaklaşık 4 aydır buraya gidiyorum. Aşırı çok çok zor ama olsun, eve diktim direğin, yakında youtube videolarımla sizlerleyim. Hatta pole dance hakkında blog yazmayı planlıyorum, o kadar sevdim. Pilates dersleri bile alacağım, bu konuda o kadar hevesliyim yani.

Uzun zamandır yazmayınca neyi yazacağını şaşırıyor insan :) Aklıma başka gelenler olursa buraya ekleyeceğim ama artık dönüş sürecimi tamamlamış bulunuyorum. Vatana, millete ve takipçilerime hayırlı uğurlu olsun